30 Eylül 2008 Salı

Kayıp Sezon


Josico, Aurelio kadar tekniğe sahip bir oyuncu çıkmazsa; Deivid de geçen sezonun da üstünde bir performansla dönmezse 2008-2009 sezonunun Fenerbahçe için başarısız bir sezon olacağı 1.5 ayda belli oldu. Transfer ve teknik direktör seçiminde bir politika oluşturamayanlara hayırlı olsun.

Olamaz, yine mi!?


Euro2008 Grup Kura Çekiminde İsviçre'nin rakibi olarak torbadan Türkiye'nin çıktığı an.

Emre Aşık

"Yedeklerle bile bu ligde şampiyon oluruz."

Emre Aşık'tan kendine güven dolu bir açıklama.

29 Eylül 2008 Pazartesi

Okay Karacan

"Hani televizyonlarda diyorlar ya, 'Stadyum keyfini evinize getiriyoruz' diye...Aslında ev keyfini de stadyuma götürmek lazım..."

Galatasaray - Konyaspor

Ben tribün organizasyonlarının içinde olan bir adam değilim, veya taraftar gruplarının. Olmayı da çok sevmiyorum. Alpaslan Dikmen'i sıradan bir taraftar ne kadar tanıyabilirse o kadar tanıyorum, Kapalı'da izlediğim maçlardan sima olarak, bir de Discovery Channel'da yayınlanan Football Hooligans International programında Galatasaray adına konuşmuştu, oradan.
(ki hiç beğenmediğim; objektiflikten uzak, "futbol taraftarı şiddet yaratır" önkabulüne yakın bir programdı, belirteyim)

Ölümüne çok üzüldüm. Ardından kendisi hakkında söylenenler içinde en çok önemsediğim, onun Galatasaray içinde bir "köprü" olduğu yolunda olanlardı. Bunu burada tarif edecektim ama vazgeçtim, ekşisözlük'ten xetex adlı üyenin yazısından alıntı yapacağım. Yazara da bir selam gönderiyorum...

Galatasaray'lıların abisi. hatta yaşı aynı olanların bile çoğunun sanki öz abisi. tribunde bir köprüydü alpaslan abi. zengin ile fakir arasında, liseli ile lisesiz arasında, anadolu ile istanbul arasında, iyi ile kötü arasında, okumuş ile cahil arasında, kapalı ile açık arasında, taraftar ile yönetim arasında, sarı ile kırmızı arasında. galatasaray köprüsüydü adı. ben onu ne zaman görsem ya birinin sorununu dinliyor olurdu, ya birine yardım ediyor ya da haytalık yapanlara "akıllı olsanıza" diye laf yetiştiriyordu. senelerce ali sami yen'in eşi fahriye yen bakım yurdunda yaşarken bizi her hafta rutine baglatıp ziyaretine götüren de oydu, metin oktay'ı taraftarlarca ziyarete gidelim yalnız bırakmayalım diye çığır açıp gelenekselleştiren de oydu, ultraslanı üniversitelere taşıyıp dev bir organizasyon kuran da oydu, bizi galatasaraylı herşey müptela eden de oydu ve en çok da binlerce dostluğa sevgiye arkadaşlığa sebep olan oydu.

tribünde yanyana oturan zıt kutupların birbirlerine "o da galatasaraylı! o da benden" diye bakmasında kilometre taşıydı.

Pazar günü Ali Sami Yen Stadyumu hayatının en sessiz gününü yaşadı. En hüzünlü gününü de.
Lütfen biri bana söylesin, bu tribün bir daha bu kadar siyah olabilir mi?



Açık, Kapalı, Numaralı simsiyah, ve sahadaki takımın elinde bir pankart.
ekşisözlük'teki arkadaşımız doğru yazmış.

Hepimizin başı sağolsun.

* * *

Sahaya girersek...Herkesin söylediği "iki devrede iki farklı oyun" sözü doğru. Devre arasında Skibbe'nin oyuna müdahaleleri var, değişikliği yaratan 2 numaralı faktör bu.

1 numaralı faktör ise, ikinci devrede takımdaki yardımlaşmanın çok yukarılarda bir seviyeye çıkması, konsantrasyonun inanılmaz derece artması ve bunun sonucu olarak da ayakların çok "ayarlı" hale gelmesi (kısa ve uzun paslardaki isabet, keskinlik ve akıcılıktan bahsediyorum).

Takımdaki bu psikolojik değişimde de Skibbe'nin katkısı elbette vardır. Dolayısıyla bu maçı takımla beraber Skibbe'nin de iyi not aldığı bir maç olarak değerlendirebiliriz.

Ali Sami Yen tribünleri de tam bunu ister işte. Oranın bir psikolojisi var. Sahadaki takımda konsantrasyon ve yardımlaşmanın üst düzeye çıktığını gördüğü anda, tribünler bir patlama yaşar. O patlama anını hissedebilirsiniz. Önce hisseder sonra da "duyarsınız". Tıpkı bir uçağın ses duvarını aştığı an gibidir o an.
Eski Açık'ın Sarı dediği an da o andır zaten. Bunu o stadı tanıyanlar bilirler.
O anda stad, takımın şampiyon olabileceğine inanır. Veya şöyle söylemek daha mı doğru; "şampiyon olmak istediğine inanır".

İşte bunun yaşandığını dün ben gördüm, sesini de duydum.


* * *

Konyaspor ise dün Galatasaray'a çok iyi rakip oldu.
Çok çalıştı, hep doğruları yapmak için uğraştı, önde bastı, topa sahip değilken bile sahanın tamamına yakınını kullanıp pres yaptı, yardımlaşmayı üst düzeye çıkarmak için uğraştı.
Futbola olan bu pozitif yaklaşımının bir uzantısı olarak da, savunmayı mümkün olduğunca ileride kurup "takımın boyunu kısaltmaya" çalıştı.
Sonuçta da bunun "cezasını" çekti zaten.

Ama bu sayede maçın bizler için bir "ceza" olmasını engellemiş oldu. Kora kor ve top için mücadele eden iki takım izledik.

Teşekkürler Konyaspor.

28 Eylül 2008 Pazar

...ve bu!


Dünyanın en büyük derbisi hangisi bilmiyorum...

...ama dünyanın en iyi fotoğraf veren derbisi hangisi, artık bunu biliyorum.

Teşekkürler Zoma ve Noat Samisa.

Kırmızı


Bir Liverpool-Everton 'O An'ı daha.

Teşekkürler ultras/movement.

Rotasyonu emzik vererek yapmak

Rıdvan Hoca futbol literatürümüze müthiş bir katkı yaptı...

Ertuğrul Sağlam rotasyonu emzik vererek yapıyormuş.

Harika :)

27 Eylül 2008 Cumartesi

İstanbul Belediyespor - Beşiktaş

Dakika 44... Beşiktaş 1-0 önde... Belki de maçın kırılma noktasıydı bu dakikada Gökhan Zan'ın oyuna girmesi. İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un hava toplarında Beşiktaş savunmasını en fazla yıpratan adamı Adriano ve Zapotoçni de onun marke etmekle görevlendirilmiş, güzel bir eşleşme. Adriano'nun partneri ise yerden hızlı oynayan, çabuk dönebilen ve top tekniği de yüksek olan İbrahim Akın. Sivok sakatlanıp çıktıktan sonra Gökhan Zan'ın oyuna girmesiyle İBB 'nin golü âdeta "geliyorum" dedi. İbrahin Akın gibi çabuk ve tekniği yüksek bir adamı durdurmak için onun yerine oyuna alınan kişi son derece ağır, çabukluğu olmayan, geniş alanda geçilebilen ve topu da oyuna iyi sokamayan Gökhan Zan.. Hem de kenarda Türkiye'nin en hızlı yerli savunmacısı İbrahim Toraman dururken.. Müthiş bir taktik hatası idi.

Olimpiyat Stadı'nın zemini ıslak, hava rüzgarlı. Kalecilerin kâbusu bu havalar. Gol bulabilmek için şut çekmek veya etkili duran top kullanmak lazım. Ama ilk yarı bittiğinde oyundan alınan oyuncu Tello oluyor, ilginçtir. Tello'nun geçtiğimiz yıl kadar iyi performans göstermediği eleştirilerine çok fazla katılmıyorum, Tello aynı Tello. Ama, sanırım görevi itibari ile, bizim gözümüze batmıyor bu sezon. Beşiktaş'ın temposu onun çıkmasıyla düştü zaten.

Serdar Kurtuluş'a dikkat ettim maç boyunca, her zamanki performansından uzaktı ve sanki İbrahim Üzülmez 'i örnek alıyormuş gibiydi: Rakibi tuttu, itti, formasından çekti. Örnek aldığını sandığım kişi gibi futboldan uzaklaşmaz umarım.

Abdullah Avcı maçtan önce "Yahu beni kovacaklar, bu maçta bana kıyak yap" diye rica etse, Ertuğrul Hoca kesin Gökhan Zan ile İbrahim Üzülmez 'i oynatırdı sanırım.

Kırmızılar


Liverpoollu Fernando Torres, Everton'a attığı golün sonrasında görülüyor.

Çok güzel fotoğraf.
Teşekkürler Getty Images.

Sivasspor


Birçok sporsever Anadolu takımlarının senelik çıkışlarına alıştığından geçen sezon fırtına gibi esen Sivasspor 'un bu sezon enkaz haline geleceğini düşünüyordu aslında. Ancak sezon başladığında geçen yıl kaldıkları yerden devam ettiklerini 5 maçta namağlup 11 puan toplayarak gösterdiler. Cvetkov'un Khazar Lenkoran 'a gitmesi ve Bursasapor'dan Herve Tum 'un kadroya katılması dışında da geçtiğimiz yıldan pek fazla değişiklik yoktu kadrolarında. Sanırım Pini Balili'nin geçen yıl sakatlanması Bülent Hoca'nın canını fena halde sıkmış, bu yüzden tedbirini erkenden almış bu sezon. Haksız da değil, belki geçen yıl Balili sakatlanmasa Sivasspor İntertoto'da değil de Şampiyonlar Ligi 1.turunda elenmiş olacaktı, kim bilebilir.. Cvetkov 'un, Türkiye'nin en hızlı forvetinin yerini dolduramadığı bir gerçekti yanlız.

Balili'nin takıma tekrar dönmesi ve Herve Tum'un transfer edilmesiyle takımın ofansif yönü geçen seneden daha da etkili duruma gelmiş. Mehmet Yıldız da bildiğiniz gibi yine; sanki bu adam 20 sene güreş ve halter çalışmış da çaresizlikten futbolu seçmiş gibi yine inanılmaz güçlüydü. Ama sanırım bu yıl Sivasspor'un hücum organizasyonunu Musa Aydın'dan izleyeceğiz. Mehmet Yıldız ile birlikte takımı hücuma taşıyan çok önemli bir etken kendisi.

Bugün Fenerbahçe'yi alkışlanacak bir oyunla 2-1 yendiler. 3 büyükler yenildiği zaman "takım çok kötüydü" muhabbetlerine zaman zaman anlam vermekte güçlük çekiyorum. Sivas maçı da bu eleştiriyi anlayamadığım maçlardan birisi oldu bugün; etkili hücumları ile Fenerbahçe'ye nefes aldırmadılar dersek yalan söylemiş olmayız sanırım. Zira o kadar etkiliydiler ve öyle çok pozisyon buldular ki, Fenerbahçe 'ye gelmeden daha biz ekran başında neye uğradığımızı şaşırdık maçı izlerken, Önder Turacı'nın yerinde ben koşsam bu kadar yorulmazdım sanırım. Her ne kadar geçtiğimiz yıl sadece frikikten 11 gol atan ve Sivasspor organizasyonunun lideri konumundaki Muhammet Ali Kurtuluş kadroda olmasa da Balili-Mehmet Yıldız-Musa Aydın üçlüsü topu ayaklarına her alışlarında onsekizin üzerinde buldular kendilerini. Bir de Musa Aydın bu işi çok iyi yapıyor hakikaten. Bir gün, hani olur da 3 büyüklerden yer kalır da Lig TV'de Sivas maçına denk gelirseniz, Musa'yı özel olarak izleyin. Bu çocuk geçtiğimiz yıl da çok iyiydi, bu yıl da devam ediyor oynadığı güzel oyuna.

Hücum yönünden zengin olan Sivasspor'un en büyük sıkıntısı defansın göbeğinde oynayan Diallo-Bilica ikilisinin henüz uyum sorununu aşamaması gibi gözüküyor. Kademe yanlışlarının yalancısıyım ben; Alex lâkayıt olmasa Fenerbahçe gol de bulabilirdi nitekim bu yüzden. Alex dedim de, o karşı karşıya kaldığı pozisyonda da cidden nasıl bir lâkayıt vuruştur o arkadaş. Sen Alex'sin, artistlik elbette yapacaksın, ama takımın kötü durumdayken vakit bulduğunu atma vaktidir. Pozisyon israf oldu, hem de mübarek günde.

Bir parantez de Sivasspor kalesi için açmak gerekiyor bu arada. Geçtiğimiz yıl Petkoviç sakatken Akın kalede müthiş işler yapmıştı. Fenerbahçe'nin kornerden Selçuk'la attığı golü gördükten sonra bugün neden onun kalede olmadığını anlamak cidden güç. Pozisyonu izleyenler bana hak vereceklerdir eminim. Petkoviç bu hali ile Rüştü'nün Beşiktaş'taki emeklilik günlerinin hatırlatıyor insana, iyi maçlar çıkartıyor ancak nerede patlayacağı belli değil.

Bir de Hayrettin Yerlikaya var bu takımda. Türkiye 'de Hakan Ünsal'dan sonra sol kanatların nesli tükendiği için daha bir dikkatle ve merakla izliyorum bu mevkiyi. Sivasspor bu problemi Hayrettin ile çözüyor. İyi de oynuyor 81'li bu arkadaş, istikrarlı da, performansı da iyi.. Yanlız gelişim şart tabii, Hayrettin için de öyle. Çünkü Türk futbolunun şu anda en değerli mevkisinde oynuyor..

Geçtiğimiz yıl ligde en keyif veren futbolu oynayan takımdı Sivasspor. Bu sezon da ilk 5 haftada gözlemlediğimiz kadarıyla aynı çizgideler. Dilerim performansları bu şekilde devam eder..

26 Eylül 2008 Cuma

kısa ve öz

Galatasaray'da yeni dönemin özeti...