1 Eylül 2008 Pazartesi
İstanbul Belediye'nin defansı
Maç görüntülerine bakıyordum da, Metin 'in Güiza 'yı düşürdüğü ve kırmızı kartla oyun dışı kaldığı pozisyona denk geldim. Pozisyonda kırmızı karttan ziyade çok daha önemli bir enstantene var aslında: Büyükşehir Belediye 'nin defansı. Top Semih'in ayağına geldiğinde ve Güiza daha sprinte başlamadan yapılması gereken o 3 kişinin öne koşarak Semih'e basması ve Güiza'yı ofsaytta bırakması. Ama onlar geri koşmayı tercih ediyorlar.
...ve tabii Güiza aradan kaçıyor :)
Kayserispor - Galatasaray
Futbolsuz bir maç yazısı yazalım.
Bu karşılaşmadan iki olayı ön plana çıkarmak istiyorum. Biri Morgan de Sanctis'in kaleye geçmesi ve sergilediği ümit veren performans.
Diğeri de Galatasaray Basın ve Operasyon Sorumlusu Yako İgual'ın sergilediği, kafada soru işareti bırakan performans.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Teknik Direktör Skibbe "...çeşitli fırsatlar da yakaladık ama değerlendiremedik. Takımın yorgun olduğunu da düşünmüyorum, özellikle ikinci yarı oyunu Kayserispor sahasına yıktık; bir deplasman maçı için iyi bir performans sergiledik" dedi.
...fakat Yako İgual yine sansür mekanizmasını çalıştırdı ve "deplasman maçı için iyi performans" kısmını bizlere aktarmadı (!)
Neden aktarmadı? Skibbe'nin "Küçük Hoca" imajının kuvvetleneceğini mi düşündü?
Bu karşılaşmadan iki olayı ön plana çıkarmak istiyorum. Biri Morgan de Sanctis'in kaleye geçmesi ve sergilediği ümit veren performans.
Diğeri de Galatasaray Basın ve Operasyon Sorumlusu Yako İgual'ın sergilediği, kafada soru işareti bırakan performans.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Teknik Direktör Skibbe "...çeşitli fırsatlar da yakaladık ama değerlendiremedik. Takımın yorgun olduğunu da düşünmüyorum, özellikle ikinci yarı oyunu Kayserispor sahasına yıktık; bir deplasman maçı için iyi bir performans sergiledik" dedi.
...fakat Yako İgual yine sansür mekanizmasını çalıştırdı ve "deplasman maçı için iyi performans" kısmını bizlere aktarmadı (!)
Neden aktarmadı? Skibbe'nin "Küçük Hoca" imajının kuvvetleneceğini mi düşündü?
Etiketler:
kayserispor,
morgan de sanctis,
sansür,
yako igual
30 Ağustos 2008 Cumartesi
Galatasaray Anonim Şirketi
Gündemdışı, ama şahsi gündemimde uzun süredir önlerde bulunan bir olay.
UEFA nezdinde Galatasaray'ın adı "Galatasaray AŞ" oldu.
FC Steaua Bucureşti - Galatasaray AŞ
Ne oldu, "Galatasaray SK"yi kaybettik. Adımız "Spor Kulübü"nden "Anonim Şirketi"ne döndü yani.
Aslında "Ali Sami Yen Stadyumu"ndan "Türk Telekom Stadyumu"na dönüşle arasında bir mantık birliği düşünülebilir.
Enteresan.
Ama Galatasaray SK iyiydi sanki. Şart mıydı bilmiyorum.
UEFA nezdinde Galatasaray'ın adı "Galatasaray AŞ" oldu.
FC Steaua Bucureşti - Galatasaray AŞ
Ne oldu, "Galatasaray SK"yi kaybettik. Adımız "Spor Kulübü"nden "Anonim Şirketi"ne döndü yani.
Aslında "Ali Sami Yen Stadyumu"ndan "Türk Telekom Stadyumu"na dönüşle arasında bir mantık birliği düşünülebilir.
Enteresan.
Ama Galatasaray SK iyiydi sanki. Şart mıydı bilmiyorum.
26 Ağustos 2008 Salı
Yorumsuz...
Fazla yoruma gerek var mı bilmiyorum.
Bekleyelim, izleyelim ve görelim.
Milan Baros, 27 - 30 yaşları arasında Galatasaray'da oynayacak.
* * *
Taraftar gözlüğüyle baktığımda, evet, bu kadro artık yaşlı Ali Sami Yen'e sığmamaya başladı.
Bir de maya tutarsa, hepten taşacak kabından.
Kabın büyüğü de hazırlanıyor...
Bekliyoruz.
Bir de maya tutarsa, hepten taşacak kabından.
Kabın büyüğü de hazırlanıyor...
Bekliyoruz.
25 Ağustos 2008 Pazartesi
"Bende kafa soğuk"
25 Ağustos, Galatasaray'ın Avrupa Süper Kupası'nı kazanmasının yıldönümü.
Güzel bir pastanın üzerindeki kremadır. Tatlı bir anıdır.
Bize başka bir şeyi hatırlatsın da, daha anlamlı bir şekilde anmış olalım...
Ali Kırca bir programında Hagi'ye sormuştu, demişti ki "Bu kadar büyük işleri nasıl yapıyorsun, bu başarının bir sırrı var mıdır?"
Hagi'nin cevabı şuydu:
"Bende kafa soğuk"
...
O kadar güzel ifade etmişti ki.
* * *
Soğukkanlı olmak. Soğukkanlı olmanın kendine güvenmekten geçmesi, kendine güvenmenin de çok ama çok çalışmaktan geçmesi.
İşte bunu hatırlayalım, bize yeter.
90 Dakika'ya ne oldu?
NTV'de geçen hafta pazartesi günü öğlen saatlerine kadar hala 90 Dakika'nın tanıtımları döndürülüyordu.
Akşamüstü birden Ercan Taner - Hakan Ünsal - Sergen Yalçın'lı Futbol Zirvesi programı ortaya çıkarıldı ve akşam o yayınlandı.
Bu haftadan itibaren 90 Dakika'nın artık sözü de kalmadı ve Futbol Zirvesi programı NTV'nin pazartesi akşamlarına yerleşmiş oldu.
...veya oldu mu? 90 Dakika'ya ne oldu? 90 Dakika sessiz sedasız biter mi?
24 Ağustos 2008 Pazar
0 YTL
Galatasaray - Denizlispor maçı için stada girmek üzere Ali Sami Yen Stadı Yeni Açık Tribün girişinin önünde kuyrukta bekliyorum.
Önümde iki vatandaş, telaşla sağa sola birşeyler soruyor, ellerindeki biletleri inceliyorlar.
Aradan kafamı uzattım sordum, "Nedir, ne oluyor?"
"Bu biletler şu yolun karşısında bir adamdan aldık..."
"Karaborsadan aldınız yani..."
"...evet. Bu bilet nasıl bilettir ama dolandırıldık mı ne yaptık, 50 lirayı da verdik ama giremezsek..."
Baktım, biletin üzerinde "Hediyedir Para ile Satılamaz" yazıyor, Bilet Fiyatı da 0 YTL
Bunun dışında benim elimdeki Biletix'ten alınmış biletten bir farkı yok, hologramına kadar gerçek.
"Girersiniz" dedim, "Bi' şey olmaz."
Girdiler.
* * *
Nedir bu işin aslı keşke bir öğrensek. Biz mi safız da etrafta olan bitenden haberimiz yok..?
Nedir bu işin aslı keşke bir öğrensek. Biz mi safız da etrafta olan bitenden haberimiz yok..?
Kalecinin Penaltı Tekniği
Biraz zaman geçti üzerinden ama, bazen bir şeyi soğuduktan sonra konuşmak da iyidir, tozun toprağın içinde kalmaz, daha rahat görünür.
Türkiye - Hırvatistan EURO 2008 Çeyrek Final maçından sonra, hani penaltılara kalan ve bizim takım bütün atışları gole çevirirken Hırvat oyuncuların iki penaltıyı dışarı gönderdiği, üçüncü penaltılarını da Rüştü'nün kurtarmasıyla Hırvatistan takımını elediğimiz ve Yarı Finale çıktığımız maçtan sonra, Hırvatistan teknik direktörü Slaven Bilic'in BBC'ye verdiği röportajı izlemiştim.
Genelde beylik şeyler söylemişti, çok önemli değil, fakat söylediği bir şey dikkat çekiciydi, bunun o röportajın içinden çekilip bir kenara yazılması lazımdı, en azından sıradan futbolseverin sahada neler olup bittiğini ve oyuncuların bireysel tekniklerinin arkasındaki derinliği daha iyi kavraması açısından.
Dedi ki, "...fakat Türk kaleci penaltılarda iyiydi, her ne kadar atışları kurtarmamış da olsa, bizim oyuncularımız vururken en son ana kadar hiç kıpırdamadan bekledi, oyuncularımızın topu kendisinden kaçırmak zorunda hissetmelerini sağladı, vuruşları en köşeye doğru yaptı oyuncularımız ve toplar dışarı gitti."
Bilgili ve görgülü bir futbol adamından bu yorumu dinledik.
Rüştü Reçber'i tebrik ediyoruz.
Sivasspor - Kayserispor
Ligin açılış haftası. Bu hafta bir Sivasspor-Kayserispor maçı oynandı. 0-0 bitti.
Bu maç ligde haftanın maçı olsa gerek. İzlemedik, konuşacak durumda değiliz.
Umuyoruz konuşacak durumda olanlar bol bol konuşur bu maçı bu hafta.
Bu maç ligde haftanın maçı olsa gerek. İzlemedik, konuşacak durumda değiliz.
Umuyoruz konuşacak durumda olanlar bol bol konuşur bu maçı bu hafta.
23 Ağustos 2008 Cumartesi
Galatasaray - Denizlispor
Maçlara gittikçe yorumlarımızı ekleyelim.
Bu maç için fazla konuşmayalım. Söylenecek fazla şey yok. Denizlispor Galatasaray'a oyunun hiçbir bölümünde rakip olamadı. İkinci yarının başında da zaten 10 kişi kaldılar.
Galatasaray'ın ise maç boyunca pas bağlantıları hiç kopmadı. Takımın bütünlüğü hiç bozulmadı.
Denizlispor 10 kişi kaldıktan sonra kapandı ve 46 - 75. dakikalar arası rakibini çok zorladı. Bu aralıkta Galatasaray hiç paslaşarak ortadan savunmanın içine giremedi, fakat bu aralıkta Galatasaray, karşısında açmakta zorlandığı bir rakip olmasına rağmen, hiç ne yapacağını şaşırmadı.
Yine paslaştı, yine ısrarla topu kanatlara yaydı, yine uzaktan şutlarını denedi, kornerlerini kazandı ve kullandı.
Zayıf rakiplere karşı alınan skorlara önem veririm. Takımın iş displininin ve olgunluğunun göstergesidir. Her karşısında 10 kişilik zayıf bir rakip bulan, 4 veya 5 veya 6 gol atıp kazanmıyor.
Bunun bir örneğini Fenerbahçe'nin son MTK maçında gözlemlemiş ve Sarı-Lacivertlileri takdir etmiştik. Bu akşamın da yine böyle bir akşam olduğunu söyleyebilirim.
Bir takımın ne yapacağını şaşırmaması önemli.
Bu maç için fazla konuşmayalım. Söylenecek fazla şey yok. Denizlispor Galatasaray'a oyunun hiçbir bölümünde rakip olamadı. İkinci yarının başında da zaten 10 kişi kaldılar.
Galatasaray'ın ise maç boyunca pas bağlantıları hiç kopmadı. Takımın bütünlüğü hiç bozulmadı.
Denizlispor 10 kişi kaldıktan sonra kapandı ve 46 - 75. dakikalar arası rakibini çok zorladı. Bu aralıkta Galatasaray hiç paslaşarak ortadan savunmanın içine giremedi, fakat bu aralıkta Galatasaray, karşısında açmakta zorlandığı bir rakip olmasına rağmen, hiç ne yapacağını şaşırmadı.
Yine paslaştı, yine ısrarla topu kanatlara yaydı, yine uzaktan şutlarını denedi, kornerlerini kazandı ve kullandı.
Zayıf rakiplere karşı alınan skorlara önem veririm. Takımın iş displininin ve olgunluğunun göstergesidir. Her karşısında 10 kişilik zayıf bir rakip bulan, 4 veya 5 veya 6 gol atıp kazanmıyor.
Bunun bir örneğini Fenerbahçe'nin son MTK maçında gözlemlemiş ve Sarı-Lacivertlileri takdir etmiştik. Bu akşamın da yine böyle bir akşam olduğunu söyleyebilirim.
Bir takımın ne yapacağını şaşırmaması önemli.
19 Ağustos 2008 Salı
21.000.000
Kejman ve Holoşko
Geçen gün televizyonda Beşiktaş'ın UEFA Kupası maçını anlatan Sabri Ugan, Filip Holosko'nun adını ısrarla "Holoşko" olarak telaffuz edince millet çıldırmış.
Tepkiler gelince de Ugan açıklama yapmış: "Kendisine sordum, doğru telaffuzun bu olduğunu söyledi"
Doğrudur. O "S" harfinin üzerindeki işaret yapıyor bunu. Mesela ünlü otomobil markası Skoda'da da var aynı durum. O da aslında "Şkoda" diye okunuyor.
Kezman...O da geldiğinden beri (gerçi gitti artık ya) bir "ismini doğru söyleme" yarışı yaptık. Bilmiyorum aslını ama, büyük ihtimal bir yerlerden doğru telaffuzun "Kejman" olduğunu öğrendik, adamın adını "Kejman" yaptık.
Hatta abarttık, yazıda bile Kejman yazmaya başladık. Doğruculuğu abartıp adamın ismini değiştirdik.
Boşverelim diyorum, gerek yok, isimler alıştığımız gibi kalsın. Holosko, Holoşko olmasın; Kezman, Kezman olarak kalsın.
Şahsi görüşümdür.
Tepkiler gelince de Ugan açıklama yapmış: "Kendisine sordum, doğru telaffuzun bu olduğunu söyledi"
Doğrudur. O "S" harfinin üzerindeki işaret yapıyor bunu. Mesela ünlü otomobil markası Skoda'da da var aynı durum. O da aslında "Şkoda" diye okunuyor.
Kezman...O da geldiğinden beri (gerçi gitti artık ya) bir "ismini doğru söyleme" yarışı yaptık. Bilmiyorum aslını ama, büyük ihtimal bir yerlerden doğru telaffuzun "Kejman" olduğunu öğrendik, adamın adını "Kejman" yaptık.
Hatta abarttık, yazıda bile Kejman yazmaya başladık. Doğruculuğu abartıp adamın ismini değiştirdik.
Boşverelim diyorum, gerek yok, isimler alıştığımız gibi kalsın. Holosko, Holoşko olmasın; Kezman, Kezman olarak kalsın.
Şahsi görüşümdür.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)