23 Ağustos 2008 Cumartesi

Galatasaray - Denizlispor

Maçlara gittikçe yorumlarımızı ekleyelim.

Bu maç için fazla konuşmayalım. Söylenecek fazla şey yok. Denizlispor Galatasaray'a oyunun hiçbir bölümünde rakip olamadı. İkinci yarının başında da zaten 10 kişi kaldılar.

Galatasaray'ın ise maç boyunca pas bağlantıları hiç kopmadı. Takımın bütünlüğü hiç bozulmadı.
Denizlispor 10 kişi kaldıktan sonra kapandı ve 46 - 75. dakikalar arası rakibini çok zorladı. Bu aralıkta Galatasaray hiç paslaşarak ortadan savunmanın içine giremedi, fakat bu aralıkta Galatasaray, karşısında açmakta zorlandığı bir rakip olmasına rağmen, hiç ne yapacağını şaşırmadı.
Yine paslaştı, yine ısrarla topu kanatlara yaydı, yine uzaktan şutlarını denedi, kornerlerini kazandı ve kullandı.

Zayıf rakiplere karşı alınan skorlara önem veririm. Takımın iş displininin ve olgunluğunun göstergesidir. Her karşısında 10 kişilik zayıf bir rakip bulan, 4 veya 5 veya 6 gol atıp kazanmıyor.
Bunun bir örneğini Fenerbahçe'nin son MTK maçında gözlemlemiş ve Sarı-Lacivertlileri takdir etmiştik. Bu akşamın da yine böyle bir akşam olduğunu söyleyebilirim.

Bir takımın ne yapacağını şaşırmaması önemli.

19 Ağustos 2008 Salı

21.000.000



Arsenal'in Arda Turan'ı transfer etmek için 21 milyon Euro ayırdığı iddia edildi geçen gün.

Haydi bakalım...

Kejman ve Holoşko

Geçen gün televizyonda Beşiktaş'ın UEFA Kupası maçını anlatan Sabri Ugan, Filip Holosko'nun adını ısrarla "Holoşko" olarak telaffuz edince millet çıldırmış.
Tepkiler gelince de Ugan açıklama yapmış: "Kendisine sordum, doğru telaffuzun bu olduğunu söyledi"

Doğrudur. O "S" harfinin üzerindeki işaret yapıyor bunu. Mesela ünlü otomobil markası Skoda'da da var aynı durum. O da aslında "Şkoda" diye okunuyor.

Kezman...O da geldiğinden beri (gerçi gitti artık ya) bir "ismini doğru söyleme" yarışı yaptık. Bilmiyorum aslını ama, büyük ihtimal bir yerlerden doğru telaffuzun "Kejman" olduğunu öğrendik, adamın adını "Kejman" yaptık.

Hatta abarttık, yazıda bile Kejman yazmaya başladık. Doğruculuğu abartıp adamın ismini değiştirdik.

Boşverelim diyorum, gerek yok, isimler alıştığımız gibi kalsın. Holosko, Holoşko olmasın; Kezman, Kezman olarak kalsın.

Şahsi görüşümdür.

17 Ağustos 2008 Pazar

Reis-i Cumhur Kupası

...sonraki adıyla Cumhurbaşkanlığı kupası...
Endüstri Dönemi adıyla, Türkiye Futbol Federasyonu Süper Kupası...

...sahibini buluyor.

Galatasaray - Kayserispor

* * *

Galatasaray'ın bugünlerde işi başından aşkın. Bu maç onlar için kupadan önce iyi bir hazırlık ve toparlanma maçı.

Kayserispor aşağıdan geliyor.

Onlara da yakışır bu kupa aslında.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Top Tekniği Yüksek Başkan Yardımcısı

Valencia Başkan Yardımcısı Fernando Gomez top tekniği çok yüksek bir futbol adamı.

Basına gönderdiği son topa müthiş falso vermiş...

Bütün basın:
Valencia Kulübü Başkan Yardımcısı Fernando Gomez, Skysport'a yaptığı açıklamada, Galatasaray'ın Zigic konusunda çok ısrarcı olduğunu ileri sürdü ve ''Premier Lig takımları dahil bir çok kulüp Zigic'e teklif yaptı ama bunların içinde en ciddisi Galatasaray. Görüşmelerimiz sürüyor" dedi.

Fotomaç:
Valencia Başkan Yardımcısı Fernando Gomez, Skysport'a yaptığı açıklamada, Galatasaray'ın Zigic ve Morientes konusunda çok ısrarlı olduğunu ileri sürdü ve "G.Saray, Morientes ve Zigic için çok ısrarlı. Premier Lig takımları dahil birçok kulüp Zigic'e teklif yaptı ama en ciddisi G.Saray. Görüşmeler sürüyor" dedi.

14 Ağustos 2008 Perşembe

I Love You Hagi

Sezonu açıyoruz.

İlk resmi maç için Yaşlı Ali Sami Yen'e doğru yola çıkmışım. Tarihe tanıklık edeceğiz. Stadın göreceği 100. Avrupa Kupası maçıymış. Yaşlandı; ömrünün sonuna geldi artık zaten. Göreceği son Avrupa maçlarıdır bunlar. Endüstri Dönemi'ne geçmiş kulüp. Turgut Özal diyordu ya bir ara..."Çağ atlamış". Mahallendeki stada yürüyerek gidip eski koltuğuna oturmak olmayacak artık. Metroya binip, devasa bir makineye benzeyen parlak, yeni bir stada gidilecek.
Her şeyiyle Endüstri Dönemi'ne ait olan stada...ismiyle de cismiyle de.

Maçın başlamasına bir saat kala yerimi alıyorum. Eski Açık'tayım. Bugün rakip takım taraftarıyla yan yanayım yani. Bakalım Romenler neler yapacak diye de düşünerek gelmişim stada ama, sayıca pek fazla değiller...Bilmiyorum, anlamıyorum, sanki daha çok ilgi gösterebilirlerdi. Bakalım neler olacak, göreceğiz.

Başlama düdüğüne 45 dakika kala takımlar ısınmak için sahaya çıkar. Sahaya çıkıldığı anda, taraftarın oyuncuları tribüne çağırma ritüeli başlar. Galatasaray taraftarının kimleri hangi sırayla çağıracağı önemlidir. Oradan nabız tutabilirsiniz.

Ama ondan önce Steaua Bükreş takımının selamı var. İlk defa, ısınmaya çıktığı anda orta sahada toplanıp Ali Sami Yen tribünlerini selamlayan bir rakip görüyorum. Onlar buraya özel bir gün yaşadıklarını bilerek, ve onu bize de yaşatmak için gelmişler.
Her ne kadar bizde o duyarlılık olmasa da.

Evet devam...Tribünlerin sıralamasında bugün birinci Kaleci Aykut. İki Arda Turan, üç Servet Çetin.

Isınmalar tamamlanıyor, kadrolar belli, okunuyor. Servet Çetin sahada...Emre Aşık sahada...Emre Güngör de sahada...ve Fernando Meira da sahada! A-ha diyorum. Akşama doğru basının yaptığı istihbarat doğru çıktı. Fernando Meira orta sahada oynayacak bugün. Bu mevkinin onun oynayabildiği mevkilerden biri olduğunu biliyoruz. Ayhan hala hazır değil demek ki. Bu durum sezon boyunca Ayhan-Linderoth-Mehmet Topal mevkisinde eksiklik oluştuğu zaman neler olabileceği hakkında da bir fikir veriyor.

Maçın başlamasına beş dakika var. Taraftar "I Love You Hagi"yi kopartıyor bir anda. Hagi Numaralı Alt'ta görünüyor. Aşağı inip taraftarı selamlıyor. Tribünlere de çağırılıyor ama o saatten sonra nasıl gelsin, selamını verip çekilecek. Bu maçtaki Hagi töreninin çok sönük geçtiğini düşünüyorum o anda. Ben yokken bir şeyler yapıldıysa bilemem. Bana kalsa UEFA'dan özel izin alıp başlama vuruşunu Hagi'ye yaptırmaya kadar vardırırdım işi. Galatasaray ile Steaua Bükreş maç yapıyor. Tribünde Hagi, ne demek! Belgesel gibi bir olay. İdrak edebilmek için oturup bir özel olarak düşünmek lazım, o derecede enteresan.

Başlıyor maç, yeni Galatasaray sahada. Rakibi yeterince tanımıyoruz. Sadece iyi takım olduğunu biliyoruz; bilmesek bile, öyle olması gerektiğini düşünürdük zaten.
Teorik olarak Galatasaray'dan daha hazırlar, çünkü sezonları başlamış, lig maçı yapıp gelmişler buraya. Bu pratiğe de dökülecek mi onu göreceğiz. Galatasaray'ın hazır olmadığı belli ama. Hazır olsa maç başlar başlamaz ayağını yere basar, sahaya yerleşir oynamaya başlardı.

Beş dakika geçiyor, görünürde bir şey yok daha. Bir anda yan tarafta Steaua Bükreş taraftarı meşaleleri çıkarıyor. Bir - iki - üç, meşaleler yanıyor coşku başlıyor yanda.
"A ha meşale yaktılar" sesleri tribünde; kafamı çevirip bir onlara bakıyorum, dönüp bir sahaya bakıyorum, Aykut önündeki adama çarptırmış topu, top havalanmış, içeride!
1-0
Yan taraf bir anda kendini elinde meşalelerle gol sevinci yaparken buluyor!

Santra yapılıyor, Galatasaray taraftarını ateşlemiş bu durum, coşku katlanarak artmış tribünde...artmış...artmış...artmış...takım sahaya yayılıp alanı adamakıllı kullanamamakta ısrarlı ama...Rakibin yandan kullandığı bir taç atışı, savunmada bir uyku hali, tık! bir dokunuş...
2-0

* * *

Dakika 10.

* * *

Eski Açık Misafir Tribünü artık kaynayan bir kazan. Oranın susması artık mümkün değil. Susması için hiçbir sebep de yok. Sen 3 tane atsan sebep yine yok.

...ve gökyüzünden Ali Sami Yen'in orta noktasına inen kocaman bir soru işareti. Karşıdaki tribünü göremiyorum onun yüzünden; o kadar büyük.

Golün anonsu yapılıyor.
O an fark ediyorum ki, ilk golün anonsu yapılmamış.
Şaşkınlık bu seviyede.

Taraftar "Başarılar gelir geçer..." tezahüratına başlıyor. Bu olacak şey değil. Şampiyonlar Ligi'ne yürüyecek bir takıma 10. dakikada bu yapılmaz.
Taraftar da hazır değil.

* * *

Maça dönüş.

Bir süre oynanınca oyun, görülüyor ki, Galatasaray'ın iyi yapabildiği bir şey var. Hücuma çıkarken hızlı yan paslarla karşıdaki rakibin hem tek tek, hem de takım halinde dengesini bozmak. Bunu çalışmışlar ve yapabiliyorlar. Oyun içinde ne kadar uzun süre becerebileceklerini göreceğiz ama, becerebildikleri oranda da rakip kaleye verimli bir şekilde yaklaşabildikleri ortada. Bu yaklaşma, yavaş yavaş / gelişigüzel yan paslarla yaklaşmaktan farklı bir yaklaşma.

Bunun uygulamasını yapmaya başladıkları dakikadan itibaren rakibi sıkıntıya soktuklarını görüyoruz. Bir gol geliyor...30. dakikadan itibaren tempoyu artırarak devam ediyor bu uygulama ve devrenin sonuna kadar sürüyor.

Devre: Galatasaray 1 - Steaua Bükreş 2

* * *

İkinci devre aynı anlayışla başlıyor. Buna oyuncuların bireysel hırsı ve isteği de eklenmiş. Kısa bir süre sonra ikinci gol geliyor.

Galatasaray 2 - Steaua Bükreş 2

* * *

İkinci golden sonra oyun aynı şekilde devam edebilse, Galatasaray'ın golleri de devam edebilecekmiş gibi bir görüntü var, fakat bu olamıyor. Steaua Bükreş de yetenekli oyuncularını ortaya koyuyor, topu gerektiğinde çok iyi saklıyor, sakladığı topları hızlı hücumlara dönüştürmeyi de başarabiliyor ve oyunu dengeliyor. Oyunun son bölümlerinde Galatasaray hem sahaya yayılış hem de fiziksel güç açısından oyundan düşüyor, Bükreş girdiği birkaç pozisyonu değerlendiremiyor, ve beraberliğe bağlanıyor maç.

Sonuç, Galatasaray 2 - Steaua Bükreş 2

Bükreş taraftarının coşkusunu izleyerek Eski Açık'ı boşaltıyoruz.

* * *

Şimdi; Galatasaray'ın yapabildiği bir şey var dedim; bu, hızlı yan paslarla rakibin dengesini bozmaya çalışmak. Yapamadığı şey, bir bütün halinde savunma ve hücum yapmak, istikrarlı ve dengeli bir pres uygulamak ve kanatları iyi kullanmak.
Sahada sürekli yalnız adamlar yaratıyor Galatasaray'ın oyunu. Kanattaki adamlar yalnız. Ortadaki tek forvet yalnız, geride rakibi karşılayan sağ bek - sol bek yalnız...1 futbol takımı değil, 11 futbol oyuncusu gibi. Nonda'yı bu düzende özellikle kutlamak lazım. 90 dakika tek başına savaşarak 2 tane gol çıkardı.

Steaua Bükreş'te yardımlaşma çok daha iyi. Onların da çalışıp yapabildiği şeyler var. Bu maçta ilk yarıda en çok denedikleri şey, geriden uzun toplarla ilerideki hücum oyuncusunu oyuna sokup tehdit oluşturmak.
Rakibi karşılarken ise, presi ve alan daraltarak oyunu kontrol etmeyi Galatasaray'dan daha iyi uyguluyorlar.
Galatasaray'ın savunmadan topla çıkmaya çalışırken sahanın hiçbir yerinde boşluk bulamadığı için topla beraber geri dörtlüde hapsolduğu çok oldu bu maçta.

İki takımın hücum yönlerini karşı karşıya koyduğumda ise, Galatasaray'ın rakibi karşısına alıp oyunu sete oturtma yeteneğinin Steaua Bükreş'e göre daha iyi olduğunu ve attığı gollerin de Steaua Bükreş'in attığı gollere göre daha değerli olduğunu söyleyebiliyorum...

...fakat, bunda tabi ki oyunun gidişatının da çok etkisi var. Maçın başında öne geçtiği ve zaten deplasmanda olduğu için, Steaua Bükreş'in, oyunun savunma yönünü ön plana çıkarması gayet doğal.
Rövanşta durum tam tersine döndüğünde, Steaua Bükreş takımının bugün göstermediği bazı yeteneklerinin de ortaya serildiğini görebiliriz.

* * *

Gelecekte ne olacağını bugünden görmeye çalışmak gereksiz bir çabadır. İki takım o güne kadar ikişer hafta daha çalışmış olacaklar ve son derece çetin bir mücadele daha ortaya koyacaklar.

Bu eşleşmenin, eşleşmelerin en çetinlerinden olduğu zaten tahtaya yazıldığı an belliydi.

* * *

O soru işareti hala duruyordu stadın üstünde ben çıkarken.
Onu oradan alıp Florya'ya götürmüşlerdir.
Biraz sıkı çalışıp küçültsünler onu, yoksa Bükreş'e giderken uçağa sığmaz o.

Airbus A380'le gitmek zorunda kalırlar Romanya'ya.










27 Temmuz 2008 Pazar

Bir Spor Basını Bulmacası


İki Haber Arasındaki Dağlar Kadar Farkı Bulunuz.



Haber 1 - NTVSpor.net

Turkcell Süper Lig ekiplerinden Kocaelispor, Newcastle United'in savunma oyuncusu David Edgar ve dünyaca ünlü golcü Patrick Kluivert'ın peşinde.

Kocaelispor Başkanı Serhan Gürkan, Edgar ve Kluivert'in transferini görüşmek üzere menajerler Alper Gökdemir ve Anıl Tortu ile bir araya geldi.

Toplantıda Edgar ile anlaşma aşamasına gelindiği ve futbolcunun 28 Temmuz Pazartesi günü Kocaeli'ye gelerek kulüp yöneticileriyle görüşeceği, daha önce Ankaragücü'nden yıllık 1.5 milyon Euro talep ettiği için anlaşma sağlanamayan Kluivert'in istediği transfer ücretinin fazla olduğu, ancak bu futbolcunun menajerleriyle görüşmelerin devam ettiği öğrenildi.



Haber 2 - Sabah

Kocaelispor, Hollandalı süper yıldız Edgar Davids ile prensip anlaşması yaptı.

Başkan Serhan Gürkan, en son Ajax forması giyen Davids'i Kocaeli'ne davet ettiklerini belirterek, "Teklifimize çok sıcak bakıyor. 28 Temmuz'da Kocaeli'ne geldiğinde imzayı atacağız" dedi. Hollandalı ünlü golcü Patrick Kluivert ile de temasta olduklarını söyleyen Gürkan, "Kluivert, A.Gücü'nden 1.5 milyon euro istemişti. İndirim yaparsa onu da alıp Türkiye'yi ayağa kaldıracağız" ifadesini kullandı.


22 Temmuz 2008 Salı

Beşiktaş nasıl oynamalı?

Olaylarıyla, antrenman temposu ile, yeni kaptanlarıyla ilk dönem hazırlık kampını bitirdi Beşiktaş. Birçok gazeteden kampın analizini ve oyuncuların, özellikle de yeni transferlerin değerlendirmelerini zaten okuyoruz sürekli. Bu nedenle, bu yazıda sadece Beşiktaş'ın oyun sistemi hakkında bir beyin fırtınası yapmayı uygun gördük. Sayfamızdaki en son yazının TheMISFIT tarafından taktikler/sistemler üzerine yazılmasının da bu beyin fırtınasına ayrı bir tat vereceği kanaatindeyim.

Çok uzun zamandır kullanılan ve dünya çapında modern kabul edilen 4-4-2 'den ziyade bu yıl 3-5-2 'yi denemesi gerektiğine inanıyorum artık takımın. Zira gerek yeni transferler, gerekse takımdan ayrılanlarla birlikte ortaya çıkan mevcut kadro yapısının buna oldukça elverişli olduğunu düşünüyorum.

3-5-2... Ama nasıl?

Kısaca bahsedelim...

Bu taktik kollektif uyumun ön şart olduğu takım halinde hücum-takim halinde rakibi kendi yarı sahasında tam kapanmış şekilde karşılayan bir savunma üzerine kurulu olacak. Kısa paslar ile topa sahip olunduğu ve oyuna genişlik kazandırıldığı müddetçe takım zaten rakip yarı sahaya da yerleşeceğinden hücum organizasyonları çok önemli bir etken bu noktada. Ortasahadaki olası top kayıplarında Cisse 3'lü defansın emniyet sübabı rolünü üstlenecek.

Serdar Özkan 'ın buradaki rolü defansif olmaktan da öte bitmeyen enerjisi, sürati ve top tekniği ile sürekli ileri geri çalışan bir Lampard veya daha açık bir dille anlatmak gerekirse Milli Takım'da Fatih Hoca'nın Tuncay'a yüklediği dinamik ortasaha görevi olacak. Orta alandaki 3-1-1 şeklindeki blok Delgado'nun daha az yorulmasını, çok daha serbest ve ofansif özellikte oynamasını sağlayabilir. Holosko ise serbest forvet olarak hücumun geldiği kanada göre sağ veya sol kanada inebilir/çapraz koşular yapabilir, topu kanallara taşıyabilir. Nobre ise, yüksek fizik gücü ve top saklama özelliği ile takımı hücuma çıkartacak ve rakip yarı sahaya yerleşimini sağlayacak çok çok önemli bir etken olacak. Nobre'nin veya Delgado'nun sahip olduğu her top Serdar Kurtuluş ve/veya Tello'nun kanatlara inmesi, oyunun kanatlara açılması demek bu sistemde.

Bu taktikte Tello'dan çok fazla çekinmiyorum, zira 4'lü ortasaha bloğunun solunda zaten sürekli ileri-geri oynamak zorunda, başka alternatifi yok. Özellikle de 4-3-1-2 gibi bir sistemde sürekli ileri çıkması zaten kaçınılmaz olacak. Ancak 3'lü ortasahada en azından az gol yiyen ve savunma güvenliğini ön planda tutan, topa sahip olduğunda ise takım halinde hücuma çıkarak rakip sahaya yerleşebilen bir sistem oluşturulmuş olur kanaatindeyim. Bu şekilde en azından kolay gol yeme gibi amansız bir hastalıktan da Beşiktaş savunması kurtulmuş olur diye düşünüyorum.

Bu sezon herşeyden önce çok iyi bir takım savunması yapması gerekiyor nitekim Beşiktaş'ın.

27 Haziran 2008 Cuma

4'e karşı 3; Sahada iki farklı şablonun çarpışması üzerine bir yorum

Şu bir gerçek ki, bugün çok önemli kanatlar futbolda...sahanın tamamının kullanılabilir hale gelmesi açısından.

4-4-2 düzeninde, önde ve arkada oynayan kanat oyuncularının ikisinin de, hem hücumcu hem savunmacı olmasına dikkat etmek lazım.
Çünkü oyun içinde ikisi beraber savunacak ve saldıracaklar. Öndeki giderken arkadaki beklemeyecek, veya arkadaki rakibi karşılarken öndeki onu izlemeyecek.

Bu iki oyuncu ne kadar "hem savunmacı hem hücumcu" olur ve ne kadar birbirine yakın kalitede olursa, benim takımım o kadar iyidir. Ben bu iki oyuncuyu birbirinden ayırmam. Kanat savunmacısı veya kanat hücumcusu değil, "kanat oyuncusu" görmek isterim takımımda.

4-4-2 <> 3-5-2 karşılaşmasını şuna benzetebiliriz...
Satrançta, takımın iki yanında kaleler vardır.
Kaleler, önündeki doğrultu üzerinde büyük bir gücü olan elemanlardır.
Oyunun kapalı (sıkışık) gittiği kesimlerde, rakibin kalesini, aynı sütuna kendi kalenizi koyarak karşılarsınız.
Sizin kaleniz yerini kaybederse, ve o sütunu savunmak için başka bir önlem de alamazsanız, rakip kale o sütundan sizi deler.

Bazı durumlarda ise oyun öyle gerektirir ki, bir sütunu, arka arkaya iki kale kullanarak kontrol etmeyi tercih edersiniz. Buna 'kale çifti' denir. 'kale çifti' satrançta çok çok güçlü bir ve büyük avantajı olan bir oluşumdur. Çünkü kale, hem iyi bir savunmacı hem iyi bir hücumcudur.

İşte ben bu 4-4-2'deki önlü arkalı iki iyi kanat oyuncusundan oluşan formasyonu, satrançtaki 'kale çifti'ne benzetirim.

(ek yorum: diyebilirsiniz ki, "ben kalenin savunacağı kanadı bilerek bırakıyor, gücümü merkeze yönlendirip başka bir yerden başka bir hücum deniyorum", işte o zaman oyun açılır, farklı iki hücum şablonu üst üste bindiği için. Siz belki "orta saha"yı kuvvetlendirerek başka şeyler denersiniz evet, ama rakibin kanat hücumlarını da yine karşılamak zorundasınız, onlar bir gerçek olarak orada bekliyorlar sizi. İşte belki 3-5-2 <> 4-4-2 karşılaşmasını da, şablon olarak, buna benzetebiliriz)

26 Haziran 2008 Perşembe

Elendik...

Hayat devam ediyor.

Almanya kadar güçlü değiliz. Elendik. Güzeldi. Tepeye çıkıp tepede yenilmenin nasıl bir duygu olduğunu gördük. Hayatta her şeye yer var.

Milli takımın 2010 Dünya Kupası'na gidememe tehlikesi mevcut. Grup çiçek bahçesi değil, ve ikinci direkt gitmiyor. İspanya'yı geçip birinci olabilecek miyiz?

Mili Takım'ın acilen bir sisteme sahip olması lazım. Yeni birisi gelecekse, federasyonun geniş bir hoca adayı havuzu oluşturması, o hocaların geçmişte çalıştırdığı takımlarda uyguladığı sistemleri, yıllar içindeki gidişatlarını, hatta kişilik yapılarını incelemesi, bizim oyuncu grubumuza uygun bir yapının nasıl kurulacağı konusunda yeni hoca gelmeden bir fikir sahibi olması lazım. Hocayı bunlara göre belirlemesi lazım.
...ve artık ligimizi nasıl geliştiririz, federasyonun buna bakması lazım.

Derdimiz eğlenmek mi, yoksa bu futbol oyunu daha iyi nasıl oynanır, iyi futbol oynamak ne demektir, güçlü takım nedir, bunları öğrenmek mi, buna bir federasyonun önce karar vermesi lazım.

(küçük bir yazıydı. bir not, çok da önemli olmayan birkaç değinmeydi, tepeye bir adım kalmışken düşmenin o üzüntüyle karışık yorgunluğunu vücudunun her noktasında hisseden bir taraftarın klavyesinden çıkan. çok şey söylenebilir yoksa, ama bazen sözler de bitiyor rüyalarla beraber)

7 Haziran 2008 Cumartesi

İsviçre 0 - 1 Çek Cumhuriyeti


Turnuvanın açılış maçı beklenildiği gibi yavaş başladı. İki takım da turnuvaya kaybetmeden başlamak istediği için öncelikle oyunu tutmayı düşündü. Bu ağır tempoda oynanan ilk yarı oldukça vasattı ve orta saha mücadelesi şeklinde, pozisyonsuz bir 45 dakika geçti.

Maçın kırılma anı kuşkusuz ilk yarının son dakikasında Frei'ın sakatlanması oldu. Kaptan muhtemelen turnuvayı kapattı. Yerine Eren yerine Hakan'ın girmesiyle oyun bir anda değişti.

Orta sahanın ortasında oynayan Gökhan İnler ve Gelson Fernandes oyunu yönlendirecek kapasitede oyuncular olmadığı için İsviçre oyunu bir türlü forvete taşıyamıyordu. Normalde tek forvet oynatan Kuhn, bu maça Streller-Frei ikilisiyle çıkmıştı ama bu karar takımın ofansif oynamasını sağlamadı. Aksine topu forvete taşıyamamalarına, bu nedenle de pozisyon bulamamalarına neden oldu.

Hakan Yakın'ın girmesiyle -belki de kadroda skora tek başına etki edebilecek tek oyuncu-, İsviçre bambaşka bir kimliğe büründü. Hem kanatlardan, hem ortadan organize bir şekilde gelip pozisyonlar bulmaya başladı. Bu nedenle de Brückner, muhtemelen daha geç yapmayı planladığı değişikliği 55. dakikada yapmak zorunda kaldı ve Koller'ı çıkarıp Sverkos'u oyuna aldı. Koller yaşı nedeniyle enerjisini ekonomik kullanıyordu, bu nedenle neredeyse hiç pres yapmıyordu rakip stoperlere. Bu da İsviçre'nin topu oyuna rahat sokmasını sağlıyordu. Sverkos'un girmesiyle Çek ileri hattı biraz daha hareketli hale geldi, Senderos-Müller ikilisini daha rahatsız etmeye başladı. Ama bu pozisyon bulmalarını yine de sağlamadı.

Aslında Çeklerin de sorunu, İsviçre ile aynı. Orta alanda topu forvete taşıyabilecek bir oyuncularının olmamaları. Bu görev Jarolim'deydi, o da mücadele etti savunmada ama asıl görevini yapamadı. Orta alandan topu forvete taşıyamadıkları için sürekli kanatlara yaydılar topu. Fakat ne Sionko bir Poborsky, ne de Plasil bir Nedved. Ortada da Rosicky olmayınca, Çekler son derece statik bir orta sahayla oynamak zorunda kalıyor.

Sonuç olarak Çek Cumhuriyeti duran toplar dışında rakip kaleye hiç gidemeden, bir ters topla maçı kazandı. Zaten 71'de gelen golden sonra, maç Çek yarı sahasında geçti. Burada da Cech-Rozenhal-Ujfalusi üçlüsünün iyi performansı etkili oldu, özellikle de Cech. Gerçekten bambaşka bir kaleci bu. Kafasındaki dikiş sayısı, yaşından fazla olan bu adam kesinlikle efsaneler arasına girecek gibi gözüküyor.

İlk maç performanslarına bakarsak, Çek Cumhuriyeti gruptan çıksa bile ileri gidemez, İsviçre'nin ise gruptan çıkması bu puan kaybıyla zor gözüküyor. Yoksa maçı hakeden taraf kesinlikle İsviçre'ydi.

2 Haziran 2008 Pazartesi

Mourinho Inter'de


Bilinen ama resmi açıklama beklenen olay oldu sonunda ve Mourinho, Inter'in yeni teknik direktörü oldu. Mancini'nin büyüklerin olmadığı bir ligde aldığı şampiyonluklar ve Avrupa'daki başarısızlıkları gidiş yolunu hazırlamıştı.

Mourinho'nun yardımcılığını Giuseppe Baresi yapacak. İlginin iyice azaldığı İtalya Ligi'ne gözlerin tekrar çevrilmesine neden olacağı kesin bu transferin. Tabii konu Mourinho olunca sezonun ikinci yarısı boyunca konuşulan Mourinho'nun gideceği takıma yanında götüreceği oyuncular konusu var. Ki burada en çok ismi geçen kişi Drogba idi. Drogba Inter'e gelir mi? Ibrahimovic-Drogba nasıl bir forvet hattı olur? Biraz taktiksel bakarsak da, 4-3-3/4-5-1 formasyonunda oynayan Mourinho, Drogba geldiğinde çift forvete döner mi?

Mourinho'nun Milan'a değil de Inter'e gelmesi, diğer bir transferin yolunu da açmış oldu. Shevchenko rahatlıkla Milan'a dönebilir artık. Tabii Fenerbahçe Shevchenko'yu almak istemezse!