27 Haziran 2008 Cuma

4'e karşı 3; Sahada iki farklı şablonun çarpışması üzerine bir yorum

Şu bir gerçek ki, bugün çok önemli kanatlar futbolda...sahanın tamamının kullanılabilir hale gelmesi açısından.

4-4-2 düzeninde, önde ve arkada oynayan kanat oyuncularının ikisinin de, hem hücumcu hem savunmacı olmasına dikkat etmek lazım.
Çünkü oyun içinde ikisi beraber savunacak ve saldıracaklar. Öndeki giderken arkadaki beklemeyecek, veya arkadaki rakibi karşılarken öndeki onu izlemeyecek.

Bu iki oyuncu ne kadar "hem savunmacı hem hücumcu" olur ve ne kadar birbirine yakın kalitede olursa, benim takımım o kadar iyidir. Ben bu iki oyuncuyu birbirinden ayırmam. Kanat savunmacısı veya kanat hücumcusu değil, "kanat oyuncusu" görmek isterim takımımda.

4-4-2 <> 3-5-2 karşılaşmasını şuna benzetebiliriz...
Satrançta, takımın iki yanında kaleler vardır.
Kaleler, önündeki doğrultu üzerinde büyük bir gücü olan elemanlardır.
Oyunun kapalı (sıkışık) gittiği kesimlerde, rakibin kalesini, aynı sütuna kendi kalenizi koyarak karşılarsınız.
Sizin kaleniz yerini kaybederse, ve o sütunu savunmak için başka bir önlem de alamazsanız, rakip kale o sütundan sizi deler.

Bazı durumlarda ise oyun öyle gerektirir ki, bir sütunu, arka arkaya iki kale kullanarak kontrol etmeyi tercih edersiniz. Buna 'kale çifti' denir. 'kale çifti' satrançta çok çok güçlü bir ve büyük avantajı olan bir oluşumdur. Çünkü kale, hem iyi bir savunmacı hem iyi bir hücumcudur.

İşte ben bu 4-4-2'deki önlü arkalı iki iyi kanat oyuncusundan oluşan formasyonu, satrançtaki 'kale çifti'ne benzetirim.

(ek yorum: diyebilirsiniz ki, "ben kalenin savunacağı kanadı bilerek bırakıyor, gücümü merkeze yönlendirip başka bir yerden başka bir hücum deniyorum", işte o zaman oyun açılır, farklı iki hücum şablonu üst üste bindiği için. Siz belki "orta saha"yı kuvvetlendirerek başka şeyler denersiniz evet, ama rakibin kanat hücumlarını da yine karşılamak zorundasınız, onlar bir gerçek olarak orada bekliyorlar sizi. İşte belki 3-5-2 <> 4-4-2 karşılaşmasını da, şablon olarak, buna benzetebiliriz)

26 Haziran 2008 Perşembe

Elendik...

Hayat devam ediyor.

Almanya kadar güçlü değiliz. Elendik. Güzeldi. Tepeye çıkıp tepede yenilmenin nasıl bir duygu olduğunu gördük. Hayatta her şeye yer var.

Milli takımın 2010 Dünya Kupası'na gidememe tehlikesi mevcut. Grup çiçek bahçesi değil, ve ikinci direkt gitmiyor. İspanya'yı geçip birinci olabilecek miyiz?

Mili Takım'ın acilen bir sisteme sahip olması lazım. Yeni birisi gelecekse, federasyonun geniş bir hoca adayı havuzu oluşturması, o hocaların geçmişte çalıştırdığı takımlarda uyguladığı sistemleri, yıllar içindeki gidişatlarını, hatta kişilik yapılarını incelemesi, bizim oyuncu grubumuza uygun bir yapının nasıl kurulacağı konusunda yeni hoca gelmeden bir fikir sahibi olması lazım. Hocayı bunlara göre belirlemesi lazım.
...ve artık ligimizi nasıl geliştiririz, federasyonun buna bakması lazım.

Derdimiz eğlenmek mi, yoksa bu futbol oyunu daha iyi nasıl oynanır, iyi futbol oynamak ne demektir, güçlü takım nedir, bunları öğrenmek mi, buna bir federasyonun önce karar vermesi lazım.

(küçük bir yazıydı. bir not, çok da önemli olmayan birkaç değinmeydi, tepeye bir adım kalmışken düşmenin o üzüntüyle karışık yorgunluğunu vücudunun her noktasında hisseden bir taraftarın klavyesinden çıkan. çok şey söylenebilir yoksa, ama bazen sözler de bitiyor rüyalarla beraber)

7 Haziran 2008 Cumartesi

İsviçre 0 - 1 Çek Cumhuriyeti


Turnuvanın açılış maçı beklenildiği gibi yavaş başladı. İki takım da turnuvaya kaybetmeden başlamak istediği için öncelikle oyunu tutmayı düşündü. Bu ağır tempoda oynanan ilk yarı oldukça vasattı ve orta saha mücadelesi şeklinde, pozisyonsuz bir 45 dakika geçti.

Maçın kırılma anı kuşkusuz ilk yarının son dakikasında Frei'ın sakatlanması oldu. Kaptan muhtemelen turnuvayı kapattı. Yerine Eren yerine Hakan'ın girmesiyle oyun bir anda değişti.

Orta sahanın ortasında oynayan Gökhan İnler ve Gelson Fernandes oyunu yönlendirecek kapasitede oyuncular olmadığı için İsviçre oyunu bir türlü forvete taşıyamıyordu. Normalde tek forvet oynatan Kuhn, bu maça Streller-Frei ikilisiyle çıkmıştı ama bu karar takımın ofansif oynamasını sağlamadı. Aksine topu forvete taşıyamamalarına, bu nedenle de pozisyon bulamamalarına neden oldu.

Hakan Yakın'ın girmesiyle -belki de kadroda skora tek başına etki edebilecek tek oyuncu-, İsviçre bambaşka bir kimliğe büründü. Hem kanatlardan, hem ortadan organize bir şekilde gelip pozisyonlar bulmaya başladı. Bu nedenle de Brückner, muhtemelen daha geç yapmayı planladığı değişikliği 55. dakikada yapmak zorunda kaldı ve Koller'ı çıkarıp Sverkos'u oyuna aldı. Koller yaşı nedeniyle enerjisini ekonomik kullanıyordu, bu nedenle neredeyse hiç pres yapmıyordu rakip stoperlere. Bu da İsviçre'nin topu oyuna rahat sokmasını sağlıyordu. Sverkos'un girmesiyle Çek ileri hattı biraz daha hareketli hale geldi, Senderos-Müller ikilisini daha rahatsız etmeye başladı. Ama bu pozisyon bulmalarını yine de sağlamadı.

Aslında Çeklerin de sorunu, İsviçre ile aynı. Orta alanda topu forvete taşıyabilecek bir oyuncularının olmamaları. Bu görev Jarolim'deydi, o da mücadele etti savunmada ama asıl görevini yapamadı. Orta alandan topu forvete taşıyamadıkları için sürekli kanatlara yaydılar topu. Fakat ne Sionko bir Poborsky, ne de Plasil bir Nedved. Ortada da Rosicky olmayınca, Çekler son derece statik bir orta sahayla oynamak zorunda kalıyor.

Sonuç olarak Çek Cumhuriyeti duran toplar dışında rakip kaleye hiç gidemeden, bir ters topla maçı kazandı. Zaten 71'de gelen golden sonra, maç Çek yarı sahasında geçti. Burada da Cech-Rozenhal-Ujfalusi üçlüsünün iyi performansı etkili oldu, özellikle de Cech. Gerçekten bambaşka bir kaleci bu. Kafasındaki dikiş sayısı, yaşından fazla olan bu adam kesinlikle efsaneler arasına girecek gibi gözüküyor.

İlk maç performanslarına bakarsak, Çek Cumhuriyeti gruptan çıksa bile ileri gidemez, İsviçre'nin ise gruptan çıkması bu puan kaybıyla zor gözüküyor. Yoksa maçı hakeden taraf kesinlikle İsviçre'ydi.

2 Haziran 2008 Pazartesi

Mourinho Inter'de


Bilinen ama resmi açıklama beklenen olay oldu sonunda ve Mourinho, Inter'in yeni teknik direktörü oldu. Mancini'nin büyüklerin olmadığı bir ligde aldığı şampiyonluklar ve Avrupa'daki başarısızlıkları gidiş yolunu hazırlamıştı.

Mourinho'nun yardımcılığını Giuseppe Baresi yapacak. İlginin iyice azaldığı İtalya Ligi'ne gözlerin tekrar çevrilmesine neden olacağı kesin bu transferin. Tabii konu Mourinho olunca sezonun ikinci yarısı boyunca konuşulan Mourinho'nun gideceği takıma yanında götüreceği oyuncular konusu var. Ki burada en çok ismi geçen kişi Drogba idi. Drogba Inter'e gelir mi? Ibrahimovic-Drogba nasıl bir forvet hattı olur? Biraz taktiksel bakarsak da, 4-3-3/4-5-1 formasyonunda oynayan Mourinho, Drogba geldiğinde çift forvete döner mi?

Mourinho'nun Milan'a değil de Inter'e gelmesi, diğer bir transferin yolunu da açmış oldu. Shevchenko rahatlıkla Milan'a dönebilir artık. Tabii Fenerbahçe Shevchenko'yu almak istemezse!

31 Mayıs 2008 Cumartesi

Türkiye - Euro 2008











29 Mayıs 2008 Perşembe

Gilardino Fiorentina'da


Parma'da parladıktan sonra Milan'a gelmişti büyük umutlarla. Ama bekleneni veremedi. Shevchenko, Inzaghi vardı zaten takımda. Sonra Ronaldo, Pato derken iyice gözden düştü.

Birkaç gündür beklenen imzayı attı bugün ve Mor Menekşeler'e gitti. Yanlış çevirmediysem Corriere Dello Sport'a göre 14 milyon euro'ya mal olmuş. Bu formsuz haliyle o kadar eder miydi, bilmem. Ama henüz 25 yaşında. Mutu ve Pazzini'yle birlikte Fiorentina'nın çok sağlam bir forvet hattı oluşturmasını sağlar.

Gila'nın Floransa'yı seçmesinin nedenlerinin başında şüphesiz ki teknik direktör Prandelli geliyor. Daha önce beraber çalışmışlardı. Aynı şekilde Mutu ve Donadel ile de iyi arkadaş olduğunu söylüyor. Bir diğer ilginç konuysa, Milan'ın UEFA'ya, Fiorentina'nın Şampiyonlar Ligi'ne katılacak olması. 1000 seyircinin katıldığı imza töreninde Gila, "Şampiyonlar Ligi olmasaydı da Fiorentina'yı seçerdim" demiş. İnanmalı mıyız?

Son olarak da hedefinin 2010'da Güney Afrika'da olmak olduğunu belirtmiş. Tabii Toni'nin o sıralarda 33 yaşında olacağını düşünürsek, uzak bir ihtimal değil.

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Toni vs. Ribery


Sezonun en önemli iki transferiydi belki de. Süper bir sezon geçirdiler, şimdi milli takımlarında Euro 2008'e hazırlanıyorlar.

Toni'nin Almanya'ya çok alışamadığı, yalnızlık çektiği, bu nedenle bir İtalyan oyuncunun transferine sıcak baktığı biliniyordu. Bu nedenle de Gattuso'nun Münih'e geleceği haberleri bayağı konuşulur olmuştu.

Anlaşılan Toni, arkadaş sorununu Ribery ile çözmüş. Bomboş bir Allianz Arena'da eğlenmenin yolları: (video kimkimedumduma'dan)

27 Mayıs 2008 Salı

Sezonun En İyisi


Sezonu 49 maçta 42 gol ile tamamladı. Yıl sonundaki ödüllerin hepsini toplayacağı kesin gibi. Real Madrid'e gideceği konuşuluyor. İşleyen sistemi bırakıp, ne olacağı meçhul bir takıma gitmek? Yapar mı? Kendisini bu hale getiren Ferguson'a bu çalımı atar mı?

Bir de arkadaşım, dünyanın en çok kazanan futbolcularındansın. Doğru düzgün bir kuaför bul bir zahmet.

25 Mayıs 2008 Pazar

Fazla gol atmak unutkanlığa sebep oluyor!


Cristiano efendi Vatan gazetesine röportaj vermiş. İlginç bir açıklaması var:

“Gerçeği söylemek gerekirse Türkiye’yi hiç tanımıyorum. Ne bir kulübünü, ne Milli Takımı’nı, ne de bir oyuncusunu."

O zaman hafızasını tazelemek amacıyla kendisine şunu izlemesini öneriyoruz. İlk golün ortası gelmeden önce Ümit Özat'ın gönderdiği pazardan dönememiş anlaşılan.


22 Mayıs 2008 Perşembe

Zico'dan Veda


Arthur Antonios Coimbra ya da kısaca Zico... Ülke tarihinin gördüğü en başarılı ve en efendi teknik direktörlerden. Bugün UEFA'nın sitesinde yapılan canlı sohbette ayrılığını üstü kapalı açıkladı. Her şey için teşekkürler. Söylediklerinin tamamı aşağıda:

Moderator: Welcome to Talk Football Expert chat!
Moderator: Zico will be joining the chatroom in a few minutes.

Cenko43: Hi Zico. First and foremost, thank you for all that you have accomplished so far with Fenerbahçe? I think the one question on everyone's mind is, will you be staying with us? Please consider to do so, you have done a great job so far!!!
Zico: I think it will be hard for me to stay. Talks so far have not been the best. There are questions about my technical staff and I am a bit sad that the entire situation came up 15 days before the end of my contract. After two seasons there I thought they would have given me a bit more time.

Sgt Spurs: Do you believe in a quota system for foreign players?
Zico: Quota systems are good if you think of how the influx of foreigners dent the national team. England have put three teams in the Champions League semi-finals but the national team are not going to EURO 2008. There are too many foreign players around. I am in favour of freedom of movement etc, but there has to be some agreement between clubs and federations.

Aqif Chelsea: who was your childhood hero football-wise?
Zico: My childhood hero was Dida, a great player for Flamengo (the team I support) and Brazil. Pelé was supposed to be his substitute in the 1958 World Cup. But my brothers, Edu and Antunes, were the ones I mirrored myself on when I was a teenager. Edu, by the way, has been working with me ever since I started as a coach. He is a precious observer of the game and the players.

pedro_slbenfica: Zico, as a player you were one of the world's greatest. Not many players could stop you in your game. If you had to pick one player who gave you the hardest game in your playing career, who was he and what game was it in?
Zico: The hardest European opponent I have ever faced was Lothar Matthäus, who could read the game and also knew how to play. But there was a Brazilian guy called Pintinho who always gave me nightmares. Both were loyal opponents. I have faced players who seemed to have been on the pitch just to kick me.

Sgt Spurs: Which current player is most like you?
Zico: I never liked comparisons. There are players with similar characteristics. Kaká, for example, likes to go forward and perhaps is even faster than I was. But things have changed. Riquelme also reminds me of some stuff I used to do, like being around the strikers. Today this type of position is almost extinct...

MehmetBayrak: Lots of transfer rumors are going around in Turkey for Fenerbahçe. Several top class players like Andriy Shevchenko, Samuel Eto'o and Wagner Love are said to be in talks with Fenerbahçe. Do you think it is likely that such top class players will come to Istanbul?
Zico: I know nothing about transfers. I have written a report about the needs for the team, but we have not discussed anything.

ramis: hi mr zico...i would like to ask that when manchester united was playing against chelsea what were you thinking???....who was going to win?
Zico: The Champions League final was a better game than I expected. I think that Ronaldo's goal made it more exciting. It was a very good game, but not as thrilling as Liverpool x Milan in 2005. Manchester United was one of the teams I reckoned since the start that could do it. They are a great side and did not have problems with injuries.
Zico: Chelsea could have won it. It all seemed to be in place for them. I remember that even when they were playing bad things managed to work out. Shame that they were so unfortunate yesterday.
Zico: About Terry's shot, I think he slipped after kicking the ball, don't really think that it mattered that much. Van de Sar slipped much more...

Önder S.: You are the fans' favourite coach since you are an honest person and value the club's history. So honestly, what do you think was the major problem in Fenerbahçe's failure in Super Lig even though the team had the advantage before the Galatasaray game?
Zico: Fenerbahçe had problems at the start of the season with injuries and also had to mind the Champions League. We dropped many points in the first rounds and they cost us dear at the end. We also missed Carlos at the most important time of the season, he broke his leg. Appiah barely played in the season. But I am proud of what we achieved and there's no shame in losing to Galatasaray.

ercazip: What do you think about the Turkish media?
Zico: The Turkish media are not so different. Perhaps they hype things up a bit more, even after actually having more access to the club. I didn't have any problems out of the ordinary.

zafer77: do u believe that fenerbahçe has shown better performance than galatasaray when they won the uefa cup?
Zico: Zafer, I don't remember Galatasaray's run, but they did win. If we were talking about the same competition, perhaps we could compare. Fenerbahçe can be proud of what happened. We lost to one of the finalists of the Champions League.

BaTMaN_07: What's the main weakness in Fenerbahçe football team at last year's Champions League and Super League?
Zico: Fenerbahçe need more experience. The more you take part in big competitions, the more you learn. Perhaps the club should also think in a more adventurous way when playing away. But there is time to learn.

Sgt Spurs: Having played in one of the most stylistic international teams in the world to date, do you feel that modern day football lacks the fluency and creativity that yourself and the Brazil team of the 70's and 80's had?
Zico: Each era is different. Nowadays it is more difficult to play because of enhancements in physical fitness and increased physical contact. It's not to say that in my time one could be careless in terms of shape, but a great player nowadays needs to be an athlete more than ever.

Sgt Spurs: Which current player would you most like to play alongside?
Zico: It would be great to have guys like Messi, Ronaldinho, Riquelme and Drogba by my side.

ismail.kls: You were one of the best players of your generation, what was your secret? Zico: I had a gift for football but always worked on it. You have to practise everything everyday. There were times I would take 60 free-kicks in training sessions. Talent needs to be worked on.

Aqif Chelsea: who is the best manager in the world?
Zico: There are different styles of managing and coaching. I enjoy watching Manchester United, Roma, Arsenal. Their managers don't always mind the result that much. You also have guys like Mourinho who is unemployed. Although I think this situation is mostly his choice.

Zico: It was a privilege to take part in the Champions League with Fenerbahçe. The passion of the fans in Turkey will always be good memories, although it sometimes gets out of control. I am grateful to Fenerbahçe for the experience of managing in Europe and I am happy with what I have done for the club. They can still do well with this mentality.
Zico: Thank you very much for your questions. It is a joy to have your work appreciated, although what happened this season was a collective merit. It's important for Brazilian managers to do well in Europe. Take care.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

Diego Buonanotte

Transfer sezonu açıldı arkadaşlar hepimize hayırlı olsun.

Galatasaray bu yukarıda adını verdiğim genç Arjantinli, "Yeni Messi" Diego Buonanotte ile ilgileniyormuş.

İlgilenir, ilgilenmesinde sorun yok. Herkes herkesle ilgilenebilir.

...de biz olaylara biraz şaşı mı bakıyoruz? Hayır, sonunda hep şaşırıyoruz da ondan diyorum.

Gazete yazmış.

Uzun vadeli düşünen Cimbom, River Plate'in 20'lik süper bücürünü birkaç yıl sonra 40-50 milyon euro'ya bir Avrupa devine satmayı planlıyor.

Valla tebrik edeceğim Galatasaray yönetimini gerçekten böyle bir şeyi planlıyorsa.

Türkiye'ye bir futbolcunun gelmesi ve birkaç yıl içinde 40-50 milyon euroya bir Avrupa devine satılması!

Şimdi şöyle bir durum var ki, Türkiye dünya futbol piyasasının içinde önemli bir kavşak değil.
Sen bir kere önce önemli bir futbol ülkesi olacaksın. Ondan sonra dünya futbolunda önemli bir noktaya geleceksin. Ondan sonra senin liginde oynayan oyuncular değer kazanacak.
Yani oyunculara değeri sen katacaksın.
Gelen adam kendi kendine iki yıl içinde 50 milyon euro değere çıkmıyor.

Bunu yapmak için senin ne yapman lazım...Önceliğini "ülkedeki futbol bilgini geliştirmek" olarak koyman lazım.
Bu önceliği koyduktan sonra anlarsın ki, senin önce işin teorik yönünü geliştirmen gerekir. Bu nedir? Oyunun taktik teorisidir. Oyuncuların bireysel oyun görüşünün geliştirilmesidir. Oyuncuların ve takımın fiziksel durumunun iyileştirilmesi üzerine geliştirilebilecek teori ve pratiktir.
Bunların tümü bir araya gelip bir "Futbol Eğitimi" ihtiyacını önce doğurur, sonra bu eğitimin yapılması için gerekenleri yapma gücünü sana verir, bunları yaparsın, yaptıkça teorik altyapını da kuvvetlendirirsin, onun sonucu olarak futbol dünyan içindeki bireyleri geliştirmiş olursun; her bir hoca daha iyi hoca olur; her futbolcu daha iyi futbolcu olur; kondisyoner daha iyi kondisyoner olur; başkan daha iyi başkan, yönetici daha iyi yönetici, gazeteci daha iyi gazeteci olur.

Tüm bunların bir uzantısı olarak senin ülkende daha iyi futbol oynanmaya başlar, ve senin ülkenin futbol becerisi kendi kendisini besleye besleye büyür büyür büyür.

İşte eğitim budur, futbol bilimi budur.

İnsanlara kendisini geliştirmeyi öğretmek budur.

O zaman Anadolu'dan şampiyonun da çıkar, yüz elli tane futbolcun yurtdışında da oynar, en büyük takımın Avrupa devi de olur.

İnsanlar da der ki "A ha, orada önemli bir futbol ükesi var evet"

O zaman işte, 50 milyon euroya bir yerlere adam satabilirsin.

Yoksa olacak olan en fazla, adamın buraya gelmesi, iki sene sonra kendini geliştirebileceği orta boy bir lige gitmesi, ondan sonra 50 milyon euroya bir Avrupa devine gitmesidir.

Kaldı ki, 50 milyon euro nedir...50 milyon euro bir değerlendirme ölçütü değildir. 50 milyon euro bir sonuçtur. Amaç iyi futbolcu olmak/iyi futbolcu yetiştirmek/kendini geliştirmektir.

50 milyon euro bir "yıldız" değeridir. Yıldız, iyi futbolcunun da ötesinde bir şeydir. Onun değeri anormaldir.
Yıldız olmak ise, yine bir sonuçtur, amaç değildir. Yıldız olan her meslek erbabı da, önce mesleğini iyi yapmayı öğrendiği yollardan geçmiştir.

* * *

Hayatta en büyük erdem, "Kendini Bilmek" olsa gerektir.

Kendini bilmezsen, işte böyle alır gazetene "Benim takımım bir adamı iki sene içinde dünya yıldızı yapabilecek kapasitededir" diye yazarsın.




27 Nisan 2008 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe

Dün Sivasspor kazandı.

Bugünkü derbi öncesinde Galatasaray cephesindeki psikolojiyi anlayabilmek için, düşünmeye bununla başlamak lazım.

Maçın gidişatını öngörebilmek için de Galatasaray cephesindeki psikolojiyi anlamak lazım.

Dün Sivasspor kazandı. Zirvedeki ikilinin dibine kadar geldi sokuldu.
ve hala Galatasaray'la maçı var.
Galatasaraylı oyuncular bugün maçı kazanırsa, son kez bir derin nefes alıp Sivas karşısında da sıkı durarak ligi yukarıda bitirme şansını yaratmış olacaklar kendine.
Bugün ama kazanamazlarsa, ne olduğunu anlayamadan kendilerini son maça üçüncü sırada çıkmış olarak bulabilirler.

Kadroda bugünkü maçı kazanabilecek dirayet var mı?

Bu dirayetin iki bileşeni var. Bir, işin zihinsel boyutu; İki, bildiği futbolu sahada uygulayabilmek.

Bu ikisi için de, önce çok iyi bir teknik direktörünüz olması gerekir. Bu Galatasaray'da yok.
Ama onlarda şimdi başka bir şey var. Ne olduğunu hemen söyleyeyim.

Bu Galatasaray kadrosu, kulübün bizim şahit olduğumuz son yirmi yılının en sorumluluk sahibi kadrosu. Üstelik bu sorumluluk başka türlü bir sorumluluk. Başlarında lider yok...ve bunu kendileri istediler. Her biri, bizzat elini taşın altına sokmak zorunda. Bunun kaçarı yok. Dertlerini kimseye anlatamazlar. Herkes, hem saha içinde oyun olarak, hem saha dışında takımın oyunu hakkında kafa yormak anlamında, alıcılarını yüzde yüz açmak zorunda.
17 Mayıs 2000'de Kopenhag Parken Stadyumu'nda sahaya çıkan kadro bile bunu yaşamamıştı.

Bildiği futbolu uygulayabilmek konusunda ise her an sıkıntı doğabilir. Orada sıkıntıyı, saha içindekilerle kulübedekiler hep beraber çözmek zorunda kalacaklar. Takımın başında bir beyin yok demiyorum. Cevat Güler mutlaka bir futbol beynidir. Ama burada çok farklı bir sorumluluk dağılımı modeli var. Bu bambaşka bir yönetim biçimi. Bu, "anarşi"ye yakın.
Problem olduğunda neler olabileceğini öngörmek zor.

Buradan bağlayalım oyun sistemine. Gün ortasında bir haber aldık, Lincoln yok. Bir haftadır ne konuşuyoruz, "Orta saha kuvvetlendi, takım tek forvete döndü, Lincoln rahatladı."
Lincoln denklemden çıkınca ne oldu muhabirlerin verdiği muhtemel onbir, "Nonda ve Hakan'lı çift forvet"
Bu nasıl iştir?

İşte bunun için, "problem olduğunda öngörmek zor"
Umuyorum ki, ya muhabirler yanılıyor olsun ve Arda'lı, Ayhan'lı, M.Topal'lı bir orta saha çözümü ile tek forvet Nonda (veya Ümit) oynasın, ya da Nonda kendisini orta sahaya yakın oynamaya hazırlıyor olsun biraz, yanında ikinci bir golcü olacaksa.
...ve tabi ki onu bir kez daha anmak zorunda kalıyoruz...Ah Linderoth ah!

Fenerbahçe'nin ise forvetleri formda. Onlarla birlikte çalışacak orta saha elemanları da formda. Ne yapacaklarını da gayet iyi biliyorlar. Bu sezon kendilerini defalarca üst düzey maçlarda test ettiler. Bu atmosferin antrenmanını çok yaptılar. İyi konsantre olurlarsa bu maçı kazanma gücü ellerinde.

Bugünün en merak uyandıracak konusu herhalde Ayhan, M.Topal - Maldonado, Aurelio çarpışmasının ne sonuç vereceği.

Son olarak, Lincoln için geniş bir parantez açmak lazım.

* * *

Lincoln

Yeter. Problem neyse çözülsün!