27 Mart 2008 Perşembe

Beşiktaş Cephesi : BJK-FB maçı ön değerlendirme


YaRiLeTkEn'in görüşü :

Önümüzde her iki taraf için de çok kritik bir derbi maçı var. Liderliği bir hafta önce kaybetmiş Beşiktaş'ın mağlubiyet veya beraberlik alması, zirveden uzaklaşması, belki de şampiyonluk yolunda havlu atması demek. Fenerbahçe de diğer rakiplerinin muhtemel galibiyetleriyle liderliği kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu maç öncesi "Beşiktaş nasıl oynamalı?" sorusuna cevap aramaya çalışalım.

Son ve mağlubiyetle biten maçta Beşiktaş'ın en belirgin zaafı, orta sahadaki mücadele eksikliği olarak gözüktü. Rakibinin o bölgedeki etkin adamlarına yenik düştü. Bunun sebebi mücadele gücü yüksek Cisse, İbrahim Toraman ve Serdar Kurtuluş gibi oyuncularından yoksun olmasıydı. Bu maç öncesi Cisse'nin iyileştiği ve Toraman'ın cezasının bittiği düşünülürse, eksik olunan o bölgede alternatif üretme sıkıntısı azalmış görünüyor. Tabi sakatlıktan çıkan Cisse, oynar mı, oynarsa nasıl bir performans sergiler belirsiz. Cisse oynarsa, nasıl bir sisitemin oyuncusu olacak, Toraman savunma hattına mı dönecek, orta sahada Cisse'ye yardımcı mı olacak belirsiz. Bu soruların cevapları aslında, Beşiktaş'ın kaderini belireyecek. Orta sahası rakibine oranla çok yumuşak görünen Beşiktaş, bu bölgeye acil çözüm üretmeli. Nasıl oynayacağı soru işareti olan Cisse, o bölgede tek bırakılmamalı. 2-3 hafta önce tatminkar oynayan Toraman çift ön liberolu sistemin 2. oyuncusu olabilir veya Tello o bölgede ayağa pas yapabilen yapısı ve soğukkanlılığıyla kullanılabilir. Toraman kadar etkili bir savunma yapamayacaktır ama takımı hücuma daha etkili çıkartabilecektir. Kazanmak zorunda olunan bir maçta Toraman yerine Tello terichi daha anlamlı görünüyor. Sistem çift ön liberoya dönünce sol açıkta form grafiği yükselen Aydın, sağ açıkta yıpratıcı yapısı ve rakibin o bölgedeki etkili elemanlarını meşgul etmek için Holosko, forvet arkasında Delgado ve en uçta Nobre kullanılabilir. Bu sistemle, rakibine benzer bir yapıya dönmüş olacak Beşiktaş. Oynamayı sevdiği, çok tercih ettiği bir sistem değil ama bu maç için gerekli olabilir. Rakibin ayağa paslı, hızlı oyununu bu yolla kırmaktan başka çaresi kalmıyor. Hava toplarında etkili savunma oyuncuları olan rakibine karşı, Nobre'ye atılan uzun toplarla oynamak ve bu oyunla galibiyet beklemek, hayalcilik hatta belki de çaresizlik olur. Alıştığı hücum ağırlıklı oyun sistemini değiştirmesi "maceraya atılmak" gibi görünebilir Ertuğrul Sağlam'ın, ama açıkcası ben kazanmak zorunda olunan bu maçın başka bir yolla alınabileceğini düşünmüyorum. Sanırım bu maç Ertuğrul Hoca'nın nasıl bir "taktisyen" olduğunu, bize bir kez daha değerlendirme fırsatı verecek.

Fenerbahçe'li dostum gibi ben de Beşiktaş'ın dezavantaj ve avantajlarını yazmayı isterim:

Beşiktaş'ın Dezavantajları;
  • Sorunlu ve mücadele gücü düşük orta sahası, böyle bir orta sahayla oynamak zorunda kalan ve üzerlerindeki yükü kaldıramayıp, zaman zaman kritik hatalar yapan bir savunma hattı;
  • Mücadele gücünü yükseltme ihtimali bulunan oyuncuların ya sakat ya da sakatlıktan yeni çıkmış olmaları, sergileyecekleri peformansların öngörülememesi;
  • Sarı kart sınırındaki oyuncuların, Sivas maçını düşünme ve eksik mücadele yanlışına düşme ihitmali;
  • Form grafiği düşüşte olan, takımın gizli beyni Tello;
  • Dengesiz form düzeyi ile Delgado;
  • Rüştü'nün sakatlığının düzelip düzelmeyeceği, maçta oynayıp oynayamayacağı, yetiştiği, Rüştü olduğu takıma karşı duygusal karmaşa içinde olması, Rüştü oynamazsa Hakan'ın zor maçlardaki olumsuz performansı;
  • Takımı olumlu motive ettiği ender görülmüş bir manajer;
  • Son yaşanan Ricardinho olayı;
  • Maçın stress düzeyi, mağlubiyete ve puan kaybına tahammülü olmayan ve bazen rüzgarın ters esmesine sebep olan taraftar;

Beşikaş'ın Avantajları;

  • Hızlı, iyi anlaşan, zorlu savunmaları bile yıpartıp gol bulma yeteneğine sahip formda hücum oyuncuları;
  • Tello ve Delgado gibi ustalar ve Nobre, Toraman gibi hava toplarına hakim oyuncular ile duran toplar;
  • Dengesiz form düzeyi ile Deglado (!) ;
  • Ev sahibi olması;
  • Bazen stres kaynağı olabilse de bu görünümünden son zamanlarda uzaklaşan muhteşem taraftarı;
  • Kendi evindeki zor maçlarda bu sene aldığı başarılı sonuçların getirdiği güven;

Bu maddelere yenileri eklenebilir, ama bunların oyuna ve skora etki edeceğini kesin olarak iddia etmek de pek mümkün değil açıkcası. Oyunun gidişatının, hakemin tavrından, oyuncuların yaklaşımından, olası kartlardan etkilenceğini de unutmamak gerek.

Bu kadar sözden sonra kazanmak için sahaya çıkması gerektiğini düşündüğüm ilk 11'i de yazmam gerek heralde.

-----------Rüştü (Hakan)-----------
Tandoğan Toraman Gökhan Üzülmez
-------------Cisse Tello--------------
Holosko------Delgado----------Aydın
---------------Nobre-----------------

Son olarak umarım tuttuğum takım maçı kazanır diyorum ve skor tahminimi yazıyorum : Beşiktaş 3-2 Fenerbahçe

------------------------------------- o -----------------------------------

baretta1'in görüşü :

Süper Lig 'in ikinci yarısına üstüste aldığı galibiyetler ile oldukça hızlı bir giriş yapan Beşiktaş'ı, fikstürünün en zor iki haftası bekliyor. Cumartesi günü zorlu Fenerbahçe sınavına çıkacaklar, gelecek hafta ise Sivas'a konuk olacaklar. Mücadele gücü yüksek bu iki maçtan en az 4 puanla ayrılmaları şart. Fenerbahçe, kalan 7 haftada lig dışında Chelsea, ligde ise Galatasaray, Trabzonspor, Beşiktaş ve Kayserispor gibi 4 zorlu takımla oynayacak. Düşme hattında bulunan Ankaraspor 'un Fenerbahçe 'yi, Rize 'nin ise Beşiktaş'ı ilerleyen haftalarda zorlayabileceğini ise unutmamak gerekiyor. Galatasaray ise İstanbul BŞB, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Sivasspor ile çok önemli karşılaşmalar oynayacak.

Üç büyük takım içerisinde en avantajlı fikstür Beşiktaş'ın gibi gözüküyor ve eğer şampiyonluk isteniyorsa, bu durum çok iyi değerlendirmeli ve disiplini asla elden bırakmamalılar. Bugüne kadar oynadığı karşılaşmalarda oyun olarak istikrarsız bir görüntü çizse de, üstün fizik gücü, son saniyeye kadar maçı bırakmayan yüksek mücadele azmi ve isteği Beşiktaş'ın en önemli özellikleri olarak göze çarpıyor. Ve her yeni takımın mutlaka geçtiği o "değişim ve takım olabilme" sürecinden geçiyorlar bu sezon, istikrarsızlığı ve kopukluğu buna bağlıyorum ve bunu anlamak için kâhin olmaya da gerek yok, geçen seneki Fenerbahçe'ye bakmak yeterli.

Peki takım olabildiler mi? Ya da aslında, asıl doğru soru şu: Takım oyunu oynayabiliyorlar mı? Ama en merak edileni ise şu: Fenerbahçe maçında takım oyunu oynayabilecekler mi?Rakibi sürekli bunaltan, sırtı kaleye dönük oynayabilen ve top saklayabilen Nobre ve sürati, top tekniği, fırsatçılığı ve son vuruşlardaki becerisi ile ona çok iyi uyum sağlayarak müthiş bir çıkış sergileyen Holosko'nun bulunduğu forvet hattından yana kimsenin bir şüphesi olduğunu düşünmüyorum. Ve hatta, PFDK Bobo'ya 4 maç ceza vererek belki de Beşiktaş'ı şampiyon bile yaptı, Ertuğrul Sağlam'ın kafası en azından 4 hafta temiz kalacak. Sistemin işlemesi için en önemli dişli olan Cisse de bu hafta ön libero olarak, en azından tek devre bile "görevini" yapsa bu süre zarfında iyi bir ofansif Beşiktaş izleyeceğiz inancındayım. Ama Beşiktaş gol yer. Bu maçta da mutlaka yiyecek. Çünkü Gordonve G.Zan gibi iki ağır aynı tip adamla kurulan Beşiktaş defansı asla ikinci toplara basamıyor ve topu da oyuna iyi sokamıyor. Zîra bir takımda organizasyon en geriden başlar. Defanstaki bu harakiriye haftalardır varlığı belli olmayan sağ ve sol bekleri de eklersek durumun vehameti de ortaya çıkıyor: İkinci yarıdaki 10 maçta, 6 'sı ligin dibindeki son 6 takımdan olmak üzere kalelerinde tam 12 gol görmüşler kalelerinde. Ve bu takım şampiyonluğa oynuyor. İnanılır gibi değil. Tablodan da görüldüğü üzere Beşiktaş'taki en büyük sorun defansta organize olamamaları. Birebirde adam eksiltebilen ve araya sızabilen Kezman ile bu savunma zor anlar yaşayabilir. Beşiktaş savunmasında, son 2 haftada gördüğümüz diğer bir olumsuzluk ise inanılmaz gömülü oynamaları. Bu savunma düzeni Fenerbahçe 'nin işine gelir.

Derbi nasıl kazanılır? Veya diğer bir deyişle, Fenerbahçe derbisi nasıl kazanılır?Gönlümüzden geçen cevap aslında "İbrahim Üzülmez oynatılmayarak" olabilir, ama biz taktiksel olarak bakacağız. Her ne kadar Fenerbahçe'ye gol atabilmenin tek yolu çizgiye inip Edu Dracena'ya orta yapabilmek gibi gözükse de aslında daha kolay bir yolu var: Fenerbaçe savunmasının ileri çıkması. Elde Holosko gibi güçlü bir koşucunuz da varsa, Nobre'nin hava hakimiyetini de kullanarak Fenerbahçe savunmasının arasına Holosko'yu kaçırmak gerekiyor. Neyse ki Bobo bu maçta cezalı ve Holosko sağ açık değil forvet oynayacak.. Beşiktaş'ın gol atacağından pek şüphem yok, tabii Tello ve Delgado cephanecilik görevlerini yapabildiği sürece. Bu da ön liberonın performansına bağlı. Yani Beşiktaş'taki kilit nokta önlibero. Her ne kadar maç eksiği olsa ve fizik gücü istenilen seviyede olmasa da, Cisse 'nin bu görevi yapacağını düşünüyorum. Nitekim üzerinde durulması gereken nokta da aslında gol atabilmek değil, kaleyi savunmak olacak. Bunun için de İbrahim Toraman'ın defansta sarkık libero olarak tercih edilmesi şart. İbrahim Üzülmez ve Tello takım savunmasında Gökhan'ın, Ali Tandoğan da U.Boral'ın kulvarını kapatabilirse ve Cisse de gününde olursa Beşiktaş karşılaşmadan galibiyetle ayrılır. Ertuğrul Sağlam yeter ki gömülü savunma oynamasın.

Son söz : Fenerbahçe'nin de Beşiktaş'ın mücadele azmini küçümsememesi gerekiyor. Zira 92:51 'e 3-0 önde de girseler, 93:00 'da 3-3 olmayacağının garantisi yok, tabii Beşiktaş eksik kalmadığı müddetçe.

25 Mart 2008 Salı

Fenerbahçe Cephesi: BJK-FB maçı ön-analiz [Semih mi, Selçuk mu?]






Fenerbahçe Teknik Analizi: Herkes Fenerbahçe'de Semih mi Kezman mı mevzusunu tartışadursun asıl önemli nokta gözden kaçıyor. Kariyerinin en formda zamanlarını yaşayan Kezman ve her zaman bir can simidi olup kritik anlarda goller atan Semih gibi 2 futbolcunun 1 tanesinden vazgeçmek dışında çözüm üretmeli Zico. Peki ne yapılabilir?


Biraz beyin cimnastiği yaparsak Fenerbahçe'de Semih oyuna girdikten sonra değişenin sadece oyuncu değil oyun sistemi olduğunu da görürüz. Öyle ki Selçuk orta sahada oynarken özellikle Türkcell ligindeki maçlarda ofansta yeterince üretken olamayan bu takım, Semih oyuna girdikten sonra sahaya getirdiği hareketlilik ve bu oyuncunun arkadaşlarına hazırladığı pozisyonlar ile tamamen çehre değiştiriyor. Kezman'ın Kasımpaşa maçında oynadığı futbol ortada. Fenerbahçe'nin kaleyi bulan şutlarının neredeyse yarısı [6 tanesi] bu futbolcudan çıkmış. Hiçbirisinin gol olmaması şanssızlıktan başka bir şey değil. Gol atamasa bile yaptığı koşular, orta sahasına verdiği yardım -ki Sevilla ile oynanan maçta sahanın en fazla koşan adamı! [11bin küsur metre]- Zico tarafından gözden kaçmıyor ve ilk 11'de oynatılarak ödüllendiriliyor.


Nasıl ki geçen yılın Newcastle maçı Fenerbahçe adına sistemde devrim maçıysa, Beşiktaş maçı da öyle olmalı ve Fenerbahçe Kezman'ı biraz geriye çekerek 4-3-2-1'e dönmeli. Deivid kadar olmasa da Kezman'dan orta saha - ileri uç arasında yararlanmak kesinlikle denenmeli. Özellikle Beşiktaş gibi defansı arızalı bir takıma karşı Deivid'in oynayamayacağı bu hafta Zico, Ali veya Kazım gibi kolaycı çözümler yerine çok daha fazla derby maç tecrübesi olan Kezman'ı orta sahada tercih etmeli ve Semih'i forvette oynatmayı da seçenekleri arasına almalı. Eğer, Zico yine Semih'siz oyuna başlarsa bu 1 puana razı olduğunu gösterir ki İnönü'de form durumu kötü olan rakibine karşı 3 puan almak ve + 5 puan fark yapma şansı varken bu büyük bir hata olacaktır.


Fenerbahçe'nin Dezavantajları: Takımın en formda oyuncusu Deivid'in yokluğu, 3 gün sonra oynanacak Chelsea maçı dolayısıyla Fenerbahçe'li futbolcuların yaşayabileceği motivasyon sorunu, Son 2 maçı 10 kişi tamamlayan Beşiktaş'a karşı hakemlerimizin "diyet ödeme" olasılığı.


Fenerbahçe'nin Avantajları: Son 2 yılda derby maçların hemen hemen tamamında başarılı sonuçlar alması, Forvet hattının yükselen formu ve tam tersi Beşiktaş defansının çok kötü durumu, Beşiktaş'a karşı son maçlarda sağlanan üstünlüğün psikolojik etkisi [İnönü'de son 3 maçta alınan 2 galibiyet], Beşiktaş'a göre çok daha oturmuş kaliteli bir kadroya ve yedek kulübesine sahip olması.


Skor tahmini: Gollü beraberlik. Muhtemelen 2-2
___________
Not: Onuralp ve diğer BJK'li arkadaşların isteği üzerine gereken düzeltme yapılmıştır, duyurulur :)

23 Mart 2008 Pazar

Süper Lig 27. Hafta'dan Tespitler...


Maçların oynanma sırasına göre tespitleri yazalım :

Kezman;
Kasımpaşa karşısında, O eskiden hatırladığımız, bildiğimiz,"Gerçek Kezman" gibi oynadı. Paslarıyla, şutlarıyla, adam geçişleriyle Chealsea maçları için iyi sinyaller verdi. Yalnız bu maçta korkunç şanssızdı, böyle iyi oynayıp, bu kadar şanssız her zaman olunmaz heralde. Bir şekilde şansı dönecektir.

Semih;
"Nöbetçi Golcü" lakablı semih golünü attıktan sonra gitti klübeye oturdu. Kendince güzel bir espri yaptı, herkes de olumlu karşıladı. Ben de tebessüm ettim açıkcası. Ama Zico kendisine göndermede bulunuldu diye hissetmiş midir acaba?

Ertuğrul Sağlam;
"Orta sahasında Efe ve Tjikuzu gibi çok sağlam ve oyunu iki yönlü oynayan oyuncuları olan, hücum hattında Necati ve İbrahim Akın gibi hem kat eden hem asist yapabilen hem de skorer yıldızlara sahip İstanbul Büyükşehir Belediyespor takımına karşı nasıl oynanamaz?" diye bir soru sorulsa, heralde, "orta sahada defansif özellikleri daha az olan, ayakları yere pek basamayan, yumuşak adamlarla oynanmaz" derdi herkes. Beşiktaş bu hafta rakibine karşı orta sahada Serdar Özkan ve Delgado ile başladı oyuna ! Serdar Özkan oyun stili ile asla ama asla ön libero oynayamacak bir oyuncu. Delgado da kaptırdığı ve olumsuz kullanabilidği toplar düşünülürse mutlaka arkasında yanlışını düzeltecek birilerine ihtiyaç duyuyor. Bu oyun düzeni ve oyuncu seçimi Ertuğrul Sağlam'ın yanlışıdır, açık. Şimdi maç sonunda bunları söylemek kolay ama Serdar Özkan yerine daha çok ısıran, fizik yönü kuvvetli oyuncu tercihi yapılabilirdi. Serdar Özkan sarı kart sınırında da olunca iyice yumuşak bir oyun sergiledi. Halbuki klübede Mehmet Sedef var. Evet gerçek yeri o mevki değil ama Özkan'dan daha uygun olduğu açık. Onu da geçersek Aydın var. Aydın'ın da mevkisi orası değil ama çok daha koşan ve ayakta kalabilen bir oyuncu Özkan'a göre. Tercih Aydın da olabilirdi. Bundan öte, birebir oyuncu değişimi tercihi yerine sistemin değiştirlmesi, iki ön libero tek forvete dönülmesi belki daha fazla fayda sağlayabilirdi. Olan oldu tabi ama bu yanlıştan ders almıştır Ertuğrul Sağlam, hala hiçbirşey için geç değil.

Bu arada, bu yanlışı isteyerek yapmadı Ertuğrul Sağlam şüphesiz. Cisse sakatlanınca, Serdar Kurtuluş aylardır bir türlü iyileşemeyince, İbrahim Toraman da kart cezalısı olunca çözümü Serdar Özkan'da gördü Hoca. Koray da Holosko karşılığında verilmişti. Ertuğrul Hoca'nın bu oyuncunun gönderilmesinden yana olmadığını tahmin edebiliyorum ama Vestel Manisaspor'un o zamanki teknik direktörünün bu transfer için Koray şartı koştuğunu ve Erutğrul Sağlam'ın, elinde Kurtuluş, Torman gibi alternatifler olduğunu düşünerek, Holosko tercihini yaptığını düşünüyorum. Bu hafta, olmayacağını tahmin ettiği, hatta korktuğu şey oldu diyebiliriz.

Suleymanou;
Bu cengaver kaleciyi maçın başından beri öve öve bitiremedim. Haftalardır da dikkat ediyorum, dengeli çıkışları, iyi pozisyon alışı, sağlam refleksleri ile kalesinde güven veriyordu. Gelin görün ki heralde nazarım değmiş olacak, çok şanssız bir gol yedi. Zamanlama hatasıyla çıktığı hava topu arkasına doğru yönelince, topa ancak şöyle bir dokunabildi. Top da kale üst direğinin üstünü şöyle bir yalayıp Servet'in önüne düştü. Bir ufak hata, iyi geçen koca bir maçı böyle unutturabiliyor. Zira insanlar Suleymanou'nun kurtarışlarından çok, yaşadığı talihsizliği konuşuyor olacaklar.

19 Mart 2008 Çarşamba

Deivid - Semih - Zico - Ömer Üründül




Deivid: Türkiye'deki futbol yazarlarının tamamının bu adamın futbolunu gördükten sonra kalemlerini bırakması lazım. Geçen yıl oynadığı mevki gerçek yeri değildi kabul ama adamın ne futbolculuğu kaldı laf söylenmeyen ne kariyeri. Öyle ki geçen sene Hat-trick yaptığı Manisaspor maçından sonra bile bazı futbol yazarları "Attığı 3 gol yerini sağlamlaştırdı takımda, Fenerbahçe'liler aslında bu 3 gole üzülmeli" minvalinde yazılar karaladılar. Fenerbahçe için bu sene şampiyonlar liginde kesinlikle en faydalı oyuncu. Kendi pozisyonunda oynayıp onun kadar üretken olan adam sayısı avrupa'da bir elin parmakları kadar. Büyük ihtimal sezon sonunda Fenerbahçe'den gidecek.

Semih: Attığı gol / Oynadığı dakika oranını baz alırsak muhtemelen dünyanın en üretken forveti. Neden 11'de oynamıyor peki? Karizması yok, türk, özel hayatı renkli değil, tribünleri diskoya götürmüyor gibi maddeler sıralayabilirsiniz ama en büyük neden onun yerine oynayan adamın Fenerbahçe'ye 20 milyon $'a varolan maliyetidir. Başkanın desteği ve Fenerbahçeliliği ise onu bu takımda tutan en büyük nedenler.

Zico: Eğer Japonya ile dünya kupasında verdiği mücadeleden sonra kısıtlı teknik direktörlük geçmişiyle Fenerbahçe'ye Aziz Yıldırım'ın ilk başkanlık yıllarında gelmiş olsaydı sezonun 5. maçını göremeden kovulurdu muhtemelen. Gerçekten arkasında duran bir yönetim, avrupa'da başarıya aç bir camia ve Türkiye'nin olanakları en geniş kulübüne gelmiş olması kendisine aradığı bir ortam ve deneme yanılmalarını bolca yapacağı bir imkan sağladı. Doğru sistemi bulduktan sonra [Geçen yılın Newcastle maçı] bunda ısrar etmesi her ne kadar eleştirilse de başarının gerçek anahtarıdır. Bugün diğer büyüklerin kadroları her maç değişken iken Fenerbahçe'nin ilk 11'i stadyumdaki çaycı tarafından bilinen bir gerçek ise bunda Zico'nun payı %100 kuşkusuz. Tüm bu başarısına rağmen kendini hala teknik direktörlük'te öğrenci gibi görmesi pek çok büyük hocamıza! ders olacak nitelikte. Lucescu'dan sonra Türk futboluna gelen en başarılı hoca.

Ömer Üründül: Gelelim zurnanın zırt dediği yere. En az 10 yıldır takip ettiğim bir yazar. İlk başlarda yazdıkları çok mantıklı gelse de zaman içinde kendini sürekli tekrar ettiğini gördüğüm ve inanılmaz takıntıları olan birisi. Fenerbahçe'nin başarılı olduğu maçlardan sonra Zico'ya asla bundan pay vermemesi, başarısız olunan maçlarda direk Zico suçlayıcı yazılar yazması, Stadyum programında bunu sürekli ifade etmesi çok can sıkıcı olmaya başladı. [Neden izliyorsun diyebilirsiniz ki, M. Demirkol hatırına!] Deivid futbolcu değil diyen de o, uğur boral kim Fenerbahçe'nin sol kanadı kim diyen de o, Edu-Lugano ikilisi Türkiye'ye ilk geldiği zamanlarda bunlara Edu-Büdü benzetmesinde yorum yapan da o... Ama özellikle her hafta yaptığı Zico eleştirileri çok can sıkıcı olmaya başladı. Bir zamanlar bu takıntı Hıncal Uluç'ta Lucescu'ya karşı vardı. Lucescu gittikten sonra görülmüştür onsuz G.saray'ın durumu... Velhasıl kelam, Spor yazarları dedikodu yazarı gibi olmamalı, bilimsel gerçeklere dayanan daha somut eleştirilerde bulunmalı ve asla ama asla takıntılı olmamalıdırlar.

16 Mart 2008 Pazar

"Eyyamcı Hakem"


Beşiktaş-Trabzonspor maçında 2. yarının ortaları. Beşiktaş 2-0 önde ama Trabzonspor akın akın geliyor, Rüştü en az 3 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunda gole izin vermemiş, maç sonrasında herkesin "maçın adamı" seçmelerine sebep olacak işler yapmaya devam ediyor. Daha ikici yarının hemen başında atılan İbrahim Toraman'ın eksik bıraktığı orta saha yolgeçen hanı. Trabzon 2-3 pasla pozisyona giriyor, bir türlü Rüştü'yü geçemiyor. Gol geldi gelecek.Durumun özeti bu. Lakin ne hikmetse FIFA kokartlı hakem Bülent Yıldırım, sahada Trabzon'un en istekli oyuncusu, Türk futbolunun geleceği, saf ve temiz bir genci yok yere oyundan atıyor. Sebebini, aynı hakemin yönettiği ilk yarıdaki Trabzonspor-Beşiktaş maçında aramak lazım belki. Rüştü haksızca atılmış, Tahkim Kurulu da cezayı kaldırarak "haksızlığı" tescil etmişti. Bu maçta, aklı attığı İbrahim Toraman'da kalmasından mıdır bilinmez, Genç Barış'ı oyundan ihraç ediyor hakem. Normal şartlarda durum az önce tasvir ettiğim gibiyken, liderlik için 3 puana ihtiyacı olan takımın taraftarları, kendi sahalarında rakip takıma verilmiş bu karara nasıl tepki verirdi?
"Hep bize haksızlık yapılacak değil ya?"
ya da
"Oh! en iyi adamlarından biri atıldı, biraz rahatlarız artık, kesin aldık bu maçı"
demeleri heralde "normal" karşılanırdı. Peki Beşiktaş taraftarı ne yaptı? "Eyyamcı Hakem" diye tempo tutup, sahadan üzülerek ayrılan Barış'ı alkışlarla soyunma odasına gönderdiler. Bunu başka kaç tribünde, kaç taraftar yaptı, yapar? "Kazanmak için her yol mübah" mantığıyla İnönü'nun kapısından içeri girilemeyeceğini sanırım bir kez daha kanıtladı ve kendi "normal"lerinin başka olduğunu gösterdi Beşiktaş taraftarı.

Bir uğradım kaçıyorum...

Semih Şentürk, Konyaspor maçında oyuna girer, 2 gol atıp maçı çevirir, oyundan çıkar.


- Ya Semih ayıp oluyor ama, takımlar dengesiz oldu. Çık git kardeşim ya, saha parasını da vermiyorsun zaten.
- Tamam abi, 1 gol daha atıp çıkıyorum hemen.

14 Mart 2008 Cuma

Kura Günü


Beklenen kuralar çekildi, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu.

Çeyrek finaller:

Roma - Manchester United
Schalke - Barcelona
Fenerbahçe - Chelsea
Arsenal - Liverpool

Yarı finaller:

Arsenal - Liverpool / Fenerbahçe - Chelsea
Schalke - Barcelona / Roma - Manchester United

Manchester
'da Ronaldo ve Rooney'e bir şey olmazsa çıkarlar. Yine 7 atamazlar büyük ihtimalle ama durdurmak çok zor onları.

Barcelona şimdiden yarı finalde. Kaleci Neuer yine Porto maçlarındaki gibi çıldırmazsa tabii...

İki İngiliz'in eşleşmesi oldukça zevkli olacak gibi. Takım oyununa dayalı ve çok koşan iki ekip. Fabregas vs. Gerrard - Torres vs. Adebayor mücadelelerini izlemek zevkli olacak. Liverpool bu kupanın takımı, kazanmayı biliyor bir şekilde. Arsenal ise tam tersi, ne kadar iyi olursa olsun şansları yanında olmuyordu. Ta ki 2006'daki finale kadar. Şimdi Henry gitti ve takım çok daha iyi. Kazanmayı da öğrenmişler gibi. Şanslar eşit.

Ve rakibimiz Chelsea. Muhtemelen en istedikleri kurayı çektiler. Bundan önceki turda da Olympiakos'u elemişlerdi. Marka takımla oynamadan yarı finale çıkma şansı ellerinde. Anelka tekrar Saracoğlu'na çıkacak. Servet hala Fener'de oynuyor olsa, Avram Grant, Sheva'yı rezerv takımdan çıkartıp oynatırdı muhtemelen. Terry - Carvalho - Cech üçlüsünü nasıl geçecek Zico, dersine iyi çalışması gerek. Uğur Boral'ın karşısında oynayacak oyuncuya da sabır dileriz. %70 Chelsea geçer.



UEFA'da da çeyrek final kuraları çekildi.

Leverkusen - Zenit
Rangers - Sporting
Bayern - Getafe
Fiorentina - PSV

Yarı finaller:

Bayern - Getafe
/ Leverkusen - Zenit
Rangers - Sporting / Fiorentina - PSV


Fiorentina - Bayern finali
gönlümüzden ve aklımızdan geçen.

12 Mart 2008 Çarşamba

"Great Save by Mancini"


FIFA99, EA Sports'un her sene güncellenen ünlü FIFA serisinin en önemli oyunlarından biriydi. 20. yüzyılın sonuna yeni yeni yaklaşılan o zamanların teknoloji dünyası içinde, futbol oyunları alanında önemli bir köşe taşı sayılırdı.
Bu oyunda maçları, ünlü İngiliz sunucu -BBC'nin sesi- John Motson'un anlatımı ve 80'lerin ünlü İngiliz futbolcularından Chris Waddle ile, yine 80'ler Liverpool'unun ve İrlanda milli takımının savunma oyuncularından Mark Lawrenson'ın yorumları ile takip ederdik.

Ederdik ama, bu anlatım içinde bir detay dikkatimizi çekmiş, oyunun içinde oyundan ayrı bir eğlence vesilesi haline gelmiş, FIFA99 keyfimize keyif katmıştı.

Lazio'nun golcüsü Roberto Mancini gol attığında, John Motson "Mancini Scores" demek yerine "Great Save by Mancini" diyordu!
Artık...Mancini adında bir de kaleci vardı da oyun içinde dosyalar mı karışmıştı, böyle bir olay nasıl olabilmişti hala bilmiyoruz, ama her Roberto Mancini golü, bizi olabilecek herhangi başka bir golden nasıl da daha fazla eğlendirirdi, bunu unutamıyoruz :)

İşte o Mancini dün akşam, İtalyan devi Inter'in başında, önündeki Liverpool bulmacasını çözmeye çalışır halde, gittikçe umutsuzlaşan bakışlarıyla Guiseppe Meazza çimlerini süzüyor, takımının geride akılcı bir dizilişle yoğunlaşan Liverpool savunmasının etrafından nasıl dolanabileceğini; bu savunmanın topu Kaptan Gerrard'a ulaştırmasını nasıl engelleyebileceğini; ilk maçtaki 2-0'lık mağlubiyetin altından nasıl kalkabileceğini bulmaya çalışıyordu.

Bunu...aslında buldu da. Fakat hep denir ya, "Teknik direktörün taktiği takımı sadece pozisyona sokar, golü atmaz!" Bunun yanına bir de Rıdvan Hoca'nın ünlü deyişini ekleyin, "Futbol rakiple oynanıyor"...ilk yarının özeti bu işte.

Neden...Inter denedi, ama Liverpool savunması, onların arkadan dolaşmasına çok çok az izin verdi ilk yarıda. Bu, iki takımın da birbiri üzerinde maç öncesinde iyi çalıştığını gösterir. Inter, orta sahada "tık-tık-tık" mekanik-elektronik FIFA99 futbolunu oynadı, bunu başardı, Liverpool bu gidişi izler gibi göründü evet, ama iş bitirici noktaya geldiğinde Liverpool iki dip köşesini öyle bir sıktı ki, bir-iki kere geçebildi Inter hücumcuları oradan, onda da golü bulamadılar.

Liverpool ise topu Kaptan Gerrard'a kazandırmakta fazla güçlük çekmiyor, Gerrard'ın uzun paslarıyla gayet de güzel pozisyonlara giriyordu. Demek ki takım içindeki oyuncuların kişisel özellikleri, takımın taktiğinin belirlenmesinde pekala etkili olabiliyor. Pekala becerikli bir teknik direktör, takımına ve rakibe göre sistem belirleyebiliyor. Benim orta sahamda Kaptan Gerrard varsa, rahat rahat savunmaya konsantre olup işime bakabilirim. Orta sahadan da 50 metrelik "pinpoint" paslarla rakip savunmayı canımın istediği gibi dağıtırım.
Rafa Benitez'i tebrik ediyoruz burada. Kalli ve Zico'ya da göz kırpıyor, Lucescu'ya selam gönderiyoruz.

Neyse, demiş ki Mancini, "İşi ikinci yarıya bırakmamamız lazım" Evet, iyi tespit etmiş, gerekeni de yaptı gibi ama işte, "Maç da rakiple oynanıyor"

Inter başkanı Moratti de demiş ki maçtan önce...
“Eğer taraftarlar benim düşündüğüm gibi olursa, Liverpool'un işi çok zor olacak. Ben takımımıza güveniyorum. Önümüzde 90 dakika süre var ve eğer istersek bu sürede 15 gol bile atarız"

Valla, bu detaycı ve analitik yaklaşımı ile Rafa Benitez'in ve ekibinin maç hazırlığını izleyen bir Liverpool yetkilisinden de ben pekala şu açıklamayı bekleyebilirdim:

"Tamam, biz de o zaman 16 gol atarız"

11 Mart 2008 Salı

Del Bosque


Marca yazmış, Euro 2008'den sonra İspanya Milli Takımı'nın başında. Yani 2010 elemeleri için İstanbul'a gelecek. Geldiğinde de eski dostunu ziyaret eder artık.




10 Mart 2008 Pazartesi

FA Cup Çeyrek Finaller

Her ne kadar "6. tur" olarak geçse de, FA Cup'ta çeyrek finaller oynandı haftasonu.



Manchester United 0 - 1 Portsmouth

En ilginç maçtı belki de. Manchester maça kalede Van der Sar ile başladı, sakatlanınca yedek kaleci
Kuszczak geçti kaleye. O da 75'te kırmızı kart görünce Ferdinand geçti bu sefer kaleye. Manchester inanılmaz pozisyonlar kaçırmış, sonunda da "atamayana atarlar" tam anlamıyla gerçek olmuş.

Maçın Özeti



Barnsley 1 - 0 Chelsea

Liverpool'a karşı geriye düşmesine rağmen 2-1 kazanmıştı bir önceki turda Barnsley. Haftanın da olayı olmuşlardı. Ama anlaşılan onlara yetmemiş. Şimdi de Chelsea'yi devirdiler. Championship 19.'sunun geldiği yer tebrik edilesi. Tabii ki bunun nedeni FA Cup'ın tek maçlı eleme sistemiyle oynanması, böylece sürprize açık olması. Bazı ilginç medeniyetlerde ise yerel kupa grup usülü oynatılıyor. 2-3. lig takımlarının üst turlara çıkma şansı tamamen yok ediliyor.

Çeyrek finaldeki diğer maçlarda ise Tuncay'lı Middlesbrough (hayır, Middlesbrough değil o takımın adı), evinde Cardiff'e 2-0 yenilmiş. West Bromwich de, Bristol'u 5-1 yenmiş. Yarı final eşleşmeleri şöyle:

Barnsley vs. Cardiff
West Bromwich vs. Portsmouth

4 takımdan 3'ü 2. lig olan Championship'ten. İlginç bir görüntü tabii bizler için...

9 Mart 2008 Pazar

Coştu bir kere...


Tartışmasız şu anda dünyanın en formda futbolcusu. Neredeyse maç başına 1 gol ortalamasıyla oynuyor bu sezon (33 maç/30 gol). Üstelik forvet falan da değil, kanatta oynuyor.

Son 2 sezondur bambaşka bu adam. Zaten takımın son 2 sezonda şahlanması da tesadüf olamaz. Yeteneği tartışılmaz zaten. Sürekli evinde seks partileri düzenlediği haberleri çıksa da, sahada işini fazlasıyla yapıyor. Beckham'dan sonra 7 numara kesinlikle boş kalmadı.

Rakip takımlarda oynayan sol beklere sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elden. Gerçi zamanında Ümit Özat bile zorlanmamıştı karşısında (Saracoğlu'ndaki 3-0'lık maç). Ama Ronaldo o zamanki Ronaldo değil. Ve şu anda tek rakibi Messi gözüküyor. Arkalarından da bir Kun Agüero geliyor.

Bu arada sıska falan gözüküyor, sağlam vücut yapmış abi...

8 Mart 2008 Cumartesi

Kayserispor'un Direnemeyişi


Saat 7'de maç...5'te gitmeye yeni karar veriyorum maça. Bilet bulabileceğimi hissediyorum, çünkü biletlerin bittiğine dair bir haber almamışız. Aslında bu da şaşırtıcı bir şey. Maç bir Kayserispor maçı, havaya baksan ilkbahar gibi, gün Cumartesi, ama bilet bulacağım kesin bunu hissediyorum. Enteresan.

Saat 5:30'da Ali Sami Yen'in önündeyim. 6 olmadan bir de bakmışım, önümde yemyeşil saha, etrafımda Kapalı'nın bomboş koltukları. Vay be! İyi geldi bu.

Az sonra başlar maç öncesi ritüelleri. Ama ondan önce bir sürpriz var. Bu yaz araba yarıştıracakmışız., onu da getirmişler tribünleri gezdirmeye. Stad içi anonsçumuz takdim ediyor arabayı. Ediyor da, bir sorun var ya...Sen böyle bir işe girmişsin, enteresan da bir organizasyon aslında. Arabayı stada getirmiş tanıtıyorsun, tek söyleyebildiğin "Evet arkadaşlar alkışlıyoruz arabamızı" mı?! Nesini alkışlıyoruz arabanın...Neyse bir hafta çadırın önünde sergileyeceklermiş. "Ali Sami Yen'de araba alkışlamadık" da demeyeceğiz, yaşamış olduk bunu da.

Takımların ısınmaya çıkmasına az kaldı. Alkış sırası Sezgin'de. Sezgin geliyor, alıyor alkışını Yeni Açık sağ üst köşeden. Onu da görmüş oluyoruz, tamam, yoklamayı yaptırdı Sezgin, aklımız onda kalmayacak, devam edebiliriz. Zaten de "Alemin kralı geliyor", göründü koridorun ucundan.

"Maç öncesi ritüeli" dedin mi, oyuncuların tek tek ama sırayla tribünlere çağırılması gelmeli önce akla.
Bellidir...Birinci sıra Hakan Şükür'ündür. Ondan sonraki sıralamayı gündem belirler, ve buradan tutabilirsiniz Galatasaray taraftarının nabzını. Buna dikkat ederim o yüzden her zaman.
Bugün ikinci Ümit Karan. Belli, kupa maçında son dakikada attığı gol takdirini kazanmış taraftarın. Üçüncü de Servet. O zaten bayağıdır büyük kredi kazandı taraftarın gözünde. İyi gidiyor, haydi bakalım...

Bu arada dolmaya başladı tribün. Bir arkadaş gelmiş, elinde bilet bir şeyler söylüyor yanımdakine. Bir kulak kabartıyorum...O ne ya! Nası' yani??

-Burada yazan numarayı da bulamadım koltukta, nasıl yapacağız..?
(allah allah taraftara bak!)
+Numara falan yok sen otur istediğin yere abicim...
-Ama kombinesi olan biri gelip "yerime oturdun" falan demez mi, yanlışlık yapmayalım...
+Abi kombinesi olan da karışık oturuyo' sen rahatına bak.

Adamın gözüne bakıyorum, diyorum "Şunu bir uyarmak lazım ya dur"

+Abi yalnız burası çok hareketli olur söyleyeyim.
(tam ortasındayız Kapalı'nın ve en tepede)
-Hmm...Yana mı kaysak, kız da var...
+Siz bilirsiniz...

Kayboluyorlar. İki sene sonra Seyrantepe'de buluşmak üzere abi...Görüşürüz.

Bu arada zaten doldurmuş Ultraslan ortayı. Deminki arkadaşın antitezi bir tane, sağ altımda. Gözü sürekli sağda - solda...Bir 15 dak'ka var maçın başlamasına, birkaç kişi oturmuşuz bekliyoruz. Bir göz göze geliyoruz bununla...
(ki bütün ilk devre göz göze olacağız malesef)
...ben de onun antiteziyim, anladı herhalde, bana taraftarlığı öğretecek, yanındakinin omuzuna vuruyor...

-Kalk oğlum burası Kapalı, oturarak maç izlenmez burada!

Vay be! Süpermiş.

Neyse. Orada yaptığım gibi burada yazıyı yazarken de, arkadaşın psikolojik tahlilini yapmayı sonraya bırakıyorum. Belki başka bir yazıda yaparız bu "gruba dahil olmazsa kendini bir hiç hisseden insan modeli"nin analizini.

Saat 7'ye 5 var. Galatasaray armalı siyah formalar göründü tünelin ucundan. Yıkmaya hazırız stadı. Evet!

Maç sıkı başlıyor. Mücadele üst düzeyde olacak bu belli, gayret var. Ama sisteme ne kadar bağlı kalınacak bunu zamana bırakıyoruz. Lincoln gayretli bir kere. Ama o ne yapacak, onu da zamana bırakıyoruz. Bir deorta sahanın sağına Mehmet Güven'i koymuş Kalli, onun peformansını da merakla bekliyor, "zamana bırakıyoruz"...

Haberler iyi değil ilk yarının sonunda, sistem için de, Lincoln için de, Mehmet için de.
Bir kere, bir takımın iyi oynadığını, sahanın tamamına yakınını kullanabilmesinden anlarsınız...veya bakılacak noktalardan biridir bu en azından. Galatasaray da Kayserispor da bu alanda yerlerde. Oyunda olan tek şey Galatasaray'ın orta sahada basıp serseri top yaratma çabası. Bu topları da kazanıyor ama organizasyon yetersiz. Kayserispor'un bu organizasyonsuz baskıya dahi verebilecek bir cevabı yok. İlk yarı böyle bitiyor.

İkinci yarı daha da kötü. Maç sonucu Galatasaray:2 Kayserispor:0

Dağılıyor yavaş yavaş Kapalı...Sağda solda oyalanarak sonuna kadar bekliyorum. Herkes gitmiş, ışıklar kapatılmış, aydınlık Mecidiyeköy gecesinde loş bir Ali Sami Yen'le başbaşa, bir süre dalıp gidiyorum öyle. Evimdeki oturma odamdan farkı yok bu haliyle.

İçeriden son çıkanlardan biri oluyorum.

***

Bir sistem analizi:
Belki bugün Galatasaray'ı organizasyonsuz gösteren, orta saha dörtlüsünün baklava düzeniydi. Arkada M.Polat önde Lincoln'lü baklava bugün olmadı. Birbirlerine yakın oynamayı başaramadılar. Kayserispor eğer sıkı durabilseydi orta sahada, bu Galatasaray düzenini rahat dağıtırdı.
Böyle oynamak istiyorsan, baklavayı oluşturan oyuncular birbirine yakın durarak merkezde bir dinamo oluşturacak ve önlerindeki forvetlerle iki yanlarındaki bekleri döndüre döndüre kaçırarak ortadan kuracak oyunu. Baklava bu kadar açıldığı zaman, işte böyle, kazanmanız ancak rakibin pasif oynamasına bağlı kalıyor.

Bir de Lincoln analizi:
Alanını çok boşaltıyor. Sahanın daha büyük bir kesimini kontrol ediyor olması lazım.
...ve top sürmüyor. Topu süreceksin Cassio, azıcık sürmen lazım o topu. Bu fizik yetersizliğine mi bağlı bilmiyorum, sezon başında böyle değildi çünkü, ama topu aldığı zaman vücudunu rakibe yapıştırıp faul almaya bakıyor. Yürüyüp geçmesi lazım.
...ve performansı gerçekten psikolojik durumuna çok bağlı, bunu hissettiriyor. İşin kötüsü bu psikolojik durum maç içinde dalgalanıp durabiliyor.

Hakan Şükür tipi orta saha oyuncumuz oldu. Evet.

Sanırım bu maç için bu kadarı yeter.

Taktiksel Açı: Bobo 'ya sağlık, Tello'ya şükran!


Futbol kalitesi bakımından oldukça kötü bir maç izledik dün gece. İki takım da kollektif futbolun özelliklerini sergileyemediler ve izleyenleri tatmin etmediler.

Mesut Bakkal 'ın futbol felsefesi, Beşiktaş 'ın yumuşak karnı olan topu oyuna sokma özelliğinden yoksun savunmasını hataya zorlamak üzerine kurulmuştu. Isaac 'ın geriden top almasını sağlayarak savunmayı bir kişi eksiltmesi ve kenar adamlarının da içeriye zorlaması Beşiktaş 'a zaman zaman zor anlar yaşattı. Sol kanattaki İbrahim Üzülmez ve Baki Mercimek'in pas hataları da Gençlerbirliği 'nin zaman zaman etkili ataklar geliştirmesine kolaylık sağladı.

Beşiktaş 'taki en büyük sorun ise forvet ile savunma arasındaki ciddi kopukluktu. Cisse 'nin yokluğunda ön liberoda başarılı bir şekilde görev yapan İbrahim Toraman her topa basarak ortadan gelen rakip atakları kesmeye çalıştı ve bunda da başarılı oldu. Ancak hem topu oyuna iyi sokamaması hem de Delgado 'nun formsuzluğu yüzünden sürekli ortasahada yanlız kaldı ve bu nedenle Beşiktaş bir türlü organize olamadı.

İlk yarıdaki kısır oyundan sonra ikinci yarıya Beşiktaş daha kontrollü başladı ancak
takım savunmasında ve hücumda organize olamama sorunu devam etti. Tello'nun kullandığı frikikte Toraman 'ın topu ağlara göndermesi ile skor avantajını da yakalamalarına rağmen maçı rölantiye aldılar ve oyunu daha da geride kabul ettiler. Gençlerbirliği ise yine bir defans hatası ve Toraman 'ın Baki'den dönen topta görev yerinde olmaması ve topa basmaması nedeni ile beraberliği yakalayarak bu ciddiyetsizliği affetmedi. Skor eşitlendikten sonra da Beşiktaş toparlanamadı ve savunmadaki yüksek pas hataları ile ikinci golü de az kalsın kalesinde görecekti.

Tello-İbrahim Toraman-Serdar Özkan 'dan oluşan 3'lü ortasaha bloğunun kopuk kopuk oynaması ve Delgado 'nun gününde olmaması sebebiyle Beşiktaş hücumda sürekli sorun yaşadı. Oyun sistemi gereği Holosko'nun adam eksiltmek ve top taşımak amacıyla sürekli sağ veya sol çizgiye inmesi ile Nobre forvet hattında yanlız kaldı ve Delgado-Nobre duvar pası girişimleri de olmayınca Beşiktaş rakip kalede tehlikeli pozisyon üretkenliği sağlayamadı. Tello'nun attığı paslar da Beşiktaş forvetlerini pozisyona sokmakta başarılı olamadı.


Maçın hakeminin tartışmalı devam kararından sonra oyun disiplininden tamamen kopan Beşiktaş 'ı, uzun bir sakatlıktan sonra takıma dönen ve oyuna sonradan giren Bobo, attığı son saniye golü ile kurtardı. İki golün de hazırlayıcısı olan ve duran topları ustaca kullanan Tello'ya Beşiktaş 'ın özel olarak teşekkür etmesi gerekiyor.

Ertuğrul Sağlam'ın futbol felsefesini ise anlamak mümkün değil. Bobo gibi hava hakimiyeti ve fiziği güçlü bir oyuncuyu oyuna alırken Nobre-Bobo ikilisine çizgiye inerek orta yapabilecek en etkili oyuncu olan Serdar Özkan 'ı çıkartıyor, Tello 'yu ise göbekte çakılı bırakarak orta yapma özelliği olmayan İbrahim Üzülmez'i sol kanat bindirmesinde kullanmaya çalışıyor. Bütün bir maçı tek oyuncu değişikliği ile bitirmesi ise dikkat çekiciydi.

Beşiktaş 'ın en büyük sorunu takım halinde defans ve hücumu aynı anda yapamaması olarak gözüküyor ve Ertuğrul Sağlam'ın gerek oyuncu seçimleri gerekse taktiksel çalışmalarla bu sorunu kesinlikle çözmesi gerekiyor. Şampiyonluğa oynayan bir takım bu kadar kötü bir futbol ortaya koymamalı ve galibiyet için son saniye gollerini beklememeli.

Nesnel Bakış : Çekirge Değil Kanguru...


Dünkü maç yine Beşiktaş taraftarlarının ciddi sağlık problemleri yaşamasına sebep oldu. Normal şartlarda alınan başarılı sonuçlar, O takımın taraftar potansiyelini artırır ama konu Beşiktaş olunca işler ters işliyor. 3 puan getiren goller hep son dakikalarda, hatta dünkü maçı düşünürsek, son saniyelerde gelince, taraftarlar heyecan dozunun yüksekliğinden maç sonralarında sağlık kuruluşlarına başvuracak düzeye geldiler. Bu sene kaçıncı oldu bu "son an" golleri, "çekirge bir zıplar, iki zıplar..." diye bir deyiş vardır, ama bu olayı anlatmada yetersiz kalıyor zira bu zıplayana artık "çekirge" değil "kanguru" demek lazım heralde.

Maçı biraz özetlemek gerekirse, ilk yarının sıkıcı olduğunu ve Gençlerbirliği'nin daha çok koştuğunu, oyuna hükmettiğini söyleyebiliriz. "Hükmetti" diyorum ama hükmedilecek de bir oyun yoktu ortada. "Topu daha çok kullanmaya çalıştı" demek daha doğru olur belki. Beşiktaş 1-2 gol pozisyonu bulmasına karşın oyunda silik gözüktü. İlk yarının en başarılı isimleri stoperlerdi, Delgado ve Serdar Özkan çok etkisiz kaldılar. Bu yüzden hücuma çıkışlar sekteye uğradı, olgun atak geliştirilemedi. Zeminin de pas yapmaya uygun olmaması çok etkiledi bu tip oyuncuları.

İkinci yarıya, maç sonunda öğrendiğimize göre Ertuğrul Sağlam'dan sert fırça yiyen Beşiktaş hızlı başladı ve daha atak gözüktü. Delgado 2. yarı biraz daha kıpırdanınca, Tello da bildiğimiz serbest vuruşlarından birini kullanınca, İbrahim Toraman alıştığımız kafa gollerinden birini attı. Beşiktaş için güzel ve çalışılmış bir gol gibi görünmesine rağmen, Gençlerbirliği açısından bakarsak savunma skandalı diyebiliriz. Gerçi gol denilen şey bir tarafın başarısı diğer tarafın hatasıyla oluşur. Hangi golde defans hata yapmamıştır denilebilir ki?

Golden sonra yakalanan 2. gol fırstaları, herzamanki gibi değerlendirilemeyince ve beraberlik golü yenilince maç komaya girdi. Yenilen golde ters bir kafa vuruşu yapan Baki'nin olduğu kadar, gol atan oyuncuya uzak durup, şut imkanı veren diğer savunmacıların da suçu vardı. Bu golü sadece Baki'ye mal etmek kolaycılık ve düpedüz haksızlık olur.

Ertuğrul Sağlam son dakikalarda olumlu bir hamle yaparak sakatlıktan yeni çıkan Bobo'yu oyuna aldı ve etkisiz Serdar Özkan'ı oyundan aldı. Holosko sağ kanada geçti ve iki top tutabilen, sırtı dönük oynayabilen forvetle oyuna devam etti. Bobo sakatlıktan tam olarak kurtulmuş gözüktü ve top ayağındayken yaptığı olumlu hareketlerle ilerisi için umut verdi.

Son dakikalarda çok risk aldı Beşiktaş ve Gençlerbirliği boş alanlar buldu. Hovardaca çekilen şutlar kaleye yakın bile gitmedi ve öne geçme fırsatını tepti son haftaların formda takımı. Ve son 20 saniyede, maçın son atağında korner kullanan Beşiktaş "o anı" yaşattı yine. Gençler savunması, az önce "skandal" diye nitelendirdiğim hatadan daha kötüsünü yaptı ve Bobo da affetmedi. Gol ve maç sonrası sevinç de görülmeye değerdi.

Maçta öne çıkan çok fazla oyuncu yoktu. Tello kullandığı iki duran topla golü buldurması dışında bence eski görünütüsünden uzaktı. Daha fazla etkili olmasını beklediğimden belki de bu performansını yetersiz buldum. Delgado sürekli zeminle boğuştu, toplam 15 dakika ya oynadı ya oynamadı diyebiliriz. Zaman zaman hatalar yapmalarına rağmen, bence takımın en başarılıları stoperlerdi. Beşiktaş'ın savunma elemanları, takımdaki diğer arkadaşlarına göre yetenek ve seviye olarak biraz daha gerideler ama dün onların günüydü.

Hakeme gelirsek, maçta çok faul çaldı ve oyunu fazlasıyla kesti. Bu tip zeminlerde ve atmosferde oynanan maçlarda amaç topu daha çok oyunda tutmak olmalı. 2-3 penaltı pozisyonu vardı tartışmalı. Hiçbirini çalmadı. Son pozisyon hariç hepsi rakibi engellemeye yönelik hareketler kategorsindelerdi. Bu penaltıları vermemesi bence doğruydu ama benzer pozisyonların orta sahada olanlarına kolayca düdük çalabilmesi de, hakemin güvenilirliği hakkında soru işaretleri oluşturdu. Son penaltı pozsiyonunda ise hem rakibe müdahele hem de topla elle oynama mevcuttu. Posizyona 3-4 metre uzakta olan yardımcı hakem elle müdahaleyi gördü ve hemen maçın baş hakemi Yunus Yıldırım'ı uyardı ve saha içine girerek bayrağını çekti. Mikrofona "elle oynadı" dediği görünüyordu televizyondan ama Yunus Hoca "pozisyonu gördüğünü ve birşey olmadığını" ifade ederek devam kararı verdi. Pozisyona uzaklığı en az 10-12 metre idi. Elle müdahaleyi görmediğini, sadece şarjı gördüğünü ve buna devam kararı verdiğini düşünüyorum.

Maç sonrası Sinan Engin'den de talihsiz açıklamalar geldi yine. Maçın berabere bitmesi durumunda ortalığı ayağa kaldıracaklarını söyledi. Böyle bir mantıkla ve yaklaşımla bu camiada futbol menajerliği yapabilmeyi, sanırım benzer mantıkta ve yaklaşımda olan yönetime borçlu. Madem kulübün sahibi taraftar, kaç Beşiktaş taraftarı bu söylemlerden hoşnut, kaçı ateş püskürüyor bir araştırsınlar.

Bundan sonraki maçlar daha da zor geçeçecek tüm zirve mücadelesi veren takımlar için. Umarım sahadaki futbolcuların, oyunlarıyla konuşulacağı haftalara giriyoruzdur, hakemlerin konuşulacağı ve yöneticilerin tansiyonu yükselteceği değil.

Valencia CF- Bir Devin Çöküşü


2000li yılların fırtına gibi esen, 2 kez cl'de final oynamayı başaran(malesef kupayı kaldıramayan), ligde 2 kez ipi önde göğüsleyen, 1 uefa 1 süper kupa şampiyonluğu kazanan ve de her şeyden önemlisi ispanyol milli takımının yarısını bünyesinde barındıran ve de bu özelliği ile avrupa'nın dev takımları arasında kendi ülkesinin yıldızları ile boy gösteren en başarılı takımı Valencia bu sene resmen çöktü. Kaç yıldır taraftarıymış gibi takip ettiğim bu takımın düştüğü haller çok üzüntü verici.. Yakından takip ettiğimden ötürü şunu söyleyebilirim ki bu çöküştü baş sorumlu takımın yönetimidir, çünkü resmen elmas barındıran bir kadroyu 2 senedir td olmak nedir bilmeyen Q.Sanchez Flores'e bırakıp ardından da onu kovup daha da takımı beter eden Ronald Koeman'a bırakmaları takımı mahvetti.. Büyük umutlarla girilen yılın çöküşe gidişini maddelerle belirteyim..
-Yaz başında emekter Carboni takımın menajeri iken Flores, O'nun kendisini gölgede düşürmesinden rahatsız olup Carboni'nin anlaştığı oyuncuları istememesi ve en sonunda Carboni'yi göndermesi..
-Takımın en büyük ihtiyacı olan takımı yönetecek oyuncu iken Valencia'ya gelmek için çırpınan Wesley Sneijder'in Flores engeline takılması..
-Takımın yaz boyunca Kim Kælsström,Lucho Gonzales,Weslej Sneijder,Rafael Van der Vaart gibi isimlerle flört edip n'olduğu n'apacağı soru işareti olan genç portekizli yetenek Manuel Fernandes'i transfer etmesi..(Sonuç ligde koca bir devre sadece 3 maç oynayıp ocak ayında everton'a kiralanması..)
-Takımın en önemli parçalarından olan Ayala'nın yerinin doldurulamaması.. Alexis gibi gelecek vaat eden bir ismin getirilmesi iyi olsa da tek adam transferi ve de onun sakatlığı ile alınması saçma olan helguera'nın takımı mahvetmesi..
-Flores'in en azından rotasyon için gerekli olan oyuncuları onlara ihtiyaç duymuyorum deyip kiralık olarak göndermesi..
Bunlar sene başlamadan önce görülen sorunlardı.. Sezon başladıktan sonra takım futbol adına hiç bir şey ortaya koyamayıp başarısız sonuçlar alınca Flores kovulur ve ardından Koeman gelir ama işler daha da kötüye gider.. Nedenleri;
-Koeman'ın takım için önem vaat eden isimlerini bir kalemde silip atması..Hala ve hala takımın sembol oyuncularıyla sorunlar yaşaması(Vicente'yi de silmeye çalışıyor..)
-Koeman'ın yetersizliği ve de sürekli yeni bir şeyler deneyip sonuç alamaması..
-Takımın genç oyuncu çiftliğine döndürülmesi..

Her ne kadar işler kötüye gitse de takımın az da olsa Cl şansı bile devam etmekte.. Artık birilerinin Koeman'a dur demesi ve onu takımın başından defetmesi gerekiyor.. İyi bir teknik direktörle bu takım bu sene kötü gidişi durdurup seneye bıraktığı yerden devam etme şansına halen sahip.. Eğer gerekli değişiklikler yapılırsa takımın kaybettiği sadece 1 sene ve de takım için önemli bir parça olan Albelda olacak.. Onun da yeri Ever Banega ile birlikte dolacaktır inanıyorum ki.. Ne kadar çökse de Valencia halen en potansiyelli takımlar arasında ilk 5te.. Umarım 1 yıl içinde Bir Devin Ayağa Kalkışı yazısıyla geri döneceğim..

7 Mart 2008 Cuma

Milano'ya iki bilet istiyorum!


Sheva'nın dönmesini beklerken, bir diğer konuşulan konu da Drogba ile Mourinho'nun el ele Milano'ya gelecekleri.

Tha Sun'ın haberine göre, Olympiakos maçından sonra Milan'ın teknik sorumlusu Ariedo Braida, Drogba'nın menajerleriyle görüşmüş. 15 milyon € vermeye hazırmış İtalyan kulübü. Drogba'ya da "kulübüne baskı yap da, bonservisini ucuz tutsunlar" mesajını yollamışlar.

Milan ligde berbat durumda, Şampiyonlar Ligi'nden de elendi. Ancelotti yolcu anlaşılan, Mourinho'nun gelmesi de kesin gibi. Mourinho gelirse Sheva yerine Drogba'nın geleceğini de söyleyebiliriz. (fotoğrafta da tutmuş götürüyor Drogba'yı: "sen muhatap olma onlarla, gel biz İtalya'ya gidelim") Öyle olursa Sheva'nın bu yaz ne yapacağı merak konusu.

6 Mart 2008 Perşembe

Neden geldim Londra'ya?



Bu adamın derdi bitmiyor. 43.5 milyon €'a gelmişti 2006'da. Çocuklarının İngilizce eğitim almasını istediği için geldini söylüyordu. Ama bir türlü form tutamadı. Mourinho'dan sonra Grant'la yeni bir başlangıç yapar belki dedik ama daha da beteri oldu.

Pazartesi gecesi de kariyerinin dibe vurduğu andır heralde. Chelsea'nin rezerv takımı kadrosuna alındı, Reading rezervlerinin karşısına kaptan olarak çıktı. Forvetteki partneri de Pizarro'ydu. Forvet hattına gel!


Anelka da geldi, artık Londra'da işi yok. Kısa yoldan dönsün Milano'ya sezon sonunda. Küçük Emrah modundan kurtulsun Sheva'mız da...

Adriano Mansız


Fiorentina ve Parma'ya kiralandığında parlamıştı. Inter geri çağırdı. Güçlüydü, fizik avantajı vardı, bir de üstüne öldürücü vuruşları vardı. Piyasada parlayacak adamdı.

Inter'de 3.5 senede 99 maçta 43 gol attı. Ama bu sezon bir şeyler oldu bu adama. Kafa iznine gitti memleketine. Özel sorunlarım var dedi. Allem etti, kellam etti, pek ortalıkta gözükmedi sezonun ilk yarısında.

Haber başına telif hakkı alınsa, Fotomaç'ı batıracak kadar para alması gerekirdi. Ama o sonunda Sao Paulo'ya gitti. Geçenlerde rakibe kafa atıp kırmızıyı görmüştü. Yine eski hallerine mi dönüyor derken (bkz: aşağıdaki fotoğraf), son maçta 2 gol birden atmış. Anlaşılan Avrupa'ya dönmeye niyetli. Milan başkanı Berlusconi de, "Milan'da büyük işler başarabilir" diyerek kapıları açmış sonuna kadar. Tabii Inter bırakır mı, onu düşünmek lazım. Inter'in de işi zor aslında. Elinde çok yetenekli, tribün tabiriyle "hayvan gibi bir oyuncu" var ama oynatamıyorsun sorunlarından dolayı. Ne kadar para isteyebilirsin böyle bir oyuncuya? Ucuza verip kurtulmak mı, pahalıdan satmaya çalışıp elinde kalması mı? İşleri zor.

5 Mart 2008 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi'nin yeni prensi...


Spor yazarlarınca ve otoritelerce Fenerbahçe'ye yakıştırılan yeni sıfat bu. Öyle ya, yıllardır Türkiye'de kazanmadığı başarı kalmayan, 100. yılını yeni devirmiş bu güzide kulübümüzün Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Finalist olması azımsanacak bir başarı değil. Ön Eleme turu dahil, yaptığı 10 maçın sadece 2 tanesinde gol atma başarısı gösteremeyen, diğer bütün maçlarda fileleri en az 1 defa havalandıran bu takımımız attığı 16 gol, maç başı 1.6 gol ile de kazandığı bu başarısını perçinliyor. Çeyrek Finalist olana kadar yendiği takımların apoletleri, Belçika Şampiyonu, İtalya Şampiyonu, Hollanda Şampiyonu, Rusya Şampiyonu ve son olarak son 2 yılın UEFA Şampiyonu... Bu bile Fenerbahçe'nin başarısını kısaca özetliyor. Aylardır FIFA listesinde 1 numara olan, 2007 yılının takımı seçilen bu Sevilla'yı yenerek, listede onları 3. sıraya düşürüyor. İspanya'da oynanan maçta 9 dakikada yediği 2 golden sonra tekrar ayağa kalkıyor, tıpkı İstanbul'da 1-0'dan maçı 1-1'e getirdiği zaman gibi... 2-1'den maç 2-2'ye geldiği zamanda aynı yüzünü gösteriyor bu takım ve 3. golü atıp, maçı kazanıp İspanya'ya öyle uçuyor... Tur isteği, yenilgiyi kabullenememe orada da devam ediyor. Sevilla'li oyuncuların bütün Oscar-vari hareketlerine aldırmadan, adeta 2-0 yenik başladığı bir maçı çevirmesini biliyor bu takım. Sevilla başkanının talimatıyla, Fenerbahçe'ye cehennemi yaşatmak için şartlanmış onbinlerin önünde sahada 11, tribünlerde 2500 kişiyle 2. kadıköy'ü yaşatıyor İspanyollara. Gürcan Bilgiç'in yazdığı gibi; "İsyan genlerinde var bu takımın" ve rakip kim olursa olsun değişmeyecek bir karakter bu... Tebrikler Fenerbahçem.

4 Mart 2008 Salı

Maçın Analizi

Aurelio da formda olduğunda Fenerbahçe 'nin ileri çıkmayan gömülü savunmasını açmak zor. Ev sahibi takım özellikle ilk dakikalarda ofansif oynayacağı için Alex Fenerbahçe için lüks olur, ikinci yarı düşünülmelidir. Ev sahibi Avrupa takımlarının klasik ilk ve ikinci yarı başlarındaki saman alevi baskılarını Fenerbahçe çok iyi karşılamalıdır. Takım savunması ön planda tutularak forvette Semih tercih edilmeli rakibi hücum pres yaparak Semih ile karşılamalıdır. Semih-Colin Kazım presi ile mümkün olduğunca rakip defansı ileri çıkartmamak gerekiyor. Bu maçta yine en büyük yük orta alanda Aurelio-Selçuk-Deivid üçlüsüne düşüyor, bu üçlü skor her ne olursa olsun sürekli alan daraltmalı, rakibe boşluk bırakmamalıdır.

İkinci yarı golsüz veya berabere sona ererse Sevilla gol bulmak için mutlaka risk alacak, savunma kurgusunu öne çıkartırak kenara adamlarını da hücum organizasyonunda kullanacaktır. Bu bölümlerde, özellikle son 20-25 dakikada Kezman oyuna girerek önüne ve araya atılan uzun ara toplarla pozisyona girilebilir. Alex ise ikinci yarı hem Semih'ten boşalan ileride top tutma görevini üstlenmek, hem de süratli ve birebirde etkili Kezman 'a derin ve dikine toplar atmak için kullanılmalıdır.

Arthur Zico 'nun günümüz futbolunun "takım halinde savunma" gibi önemli kurallarından birini uygulaması ve kısa mesafeli alan savunmasını ileri çıkmayan defans ve rakibi bozan üçlü ortasaha bloğu ile sağlaması şart.

Fenerbahçe 'mize başarılar :)

Sevilla - Fenerbahçe ... Tarihi maça saatler kala...


_Tarihi maça sayılı saatler kaldı. Fenerbahçe, Kadıköy'de az da olsa yakaladığı şansı sürdürmek için İspanya'da. Fenerbahçe yönetimine bir eleştirim olacak bu noktada ki o da Roberto Carlos'un kadroda olmasa bile neden İspanya'ya götürülmediği. CL'de 100 maçı devirmiş bir futbolcunuz varsa bu oyuncudan her alanda faydalanmalısınız. Belki tedavisine sekte vurulmaması için bu karar alındı ama eğer bu maç Fenerbahçe'nin tarihinin en önemli maçıysa, her şey 2. plana geçmelidir...
_Tahminim Sevilla takımının maça çok hızlı başlayacağı yönünde. Kadıköy'de Sevilla'ya karşı ilk 5 dakikayı ve Galatasaray'la oynanan kupa maçında Fenerbahçe'nin ilk 15 dakikadaki halini düşünecek olursak, Sevilla'nın işi çabuk bitirmek istemesini öngörmek çok ta zor değil. Ki Sevilla burada nasıl olsa gol[ler] bulacaktır; asıl soru Fenerbahçe'nin kendi oyununu ne derece oynayabileceği. Fenerbahçe ilk yarıda 3 gol bile yese, 2. yarıya maçı uzatacak 2 gol atma umudunu taşır, çünkü Türkiye liginin bu en çok gol atan takımı CL'de de bu sene 7 maçta 11 gol atmış ki bu iyi bir ortalama. Defans bloğunun ortası, en yumuşak tarafı olan Sevilla'yı o bölgeden Deivid, Vederson gibi oyuncuların uzaktan atacağı şutlarla sürekli rahatsız etmeli Fenerbahçe. Sevilla'nın yan top zaafını yine değerlendirip ilk maçta atılan 2 yan top golünü de tekrarlayabilir Fenerbahçe ki Edu ve Lugano'ya burada çok iş düşüyor...
_Jimenez'in "Fenerbahçe favori" gibi açıklamaları rakibi gaza getirmek istemeyen klasik teknik direktör yaklaşımından başka bir şey değil. Yoksa 2007 yılının en iyi takımının hocası olarak, Avrupa tecrübesi kısıtlı bir takıma karşı 1-0'lık bir galibiyet alamayacaklarını düşündüğünü hiç sanmıyorum.
_Umutlarımız Fenerbahçe'yle...

3 Mart 2008 Pazartesi

Fenerbahçe dünya birincisi!


Ne işe yaradığı, kimin kurduğu bilinmeyen Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu (IFFHS) aylık listesini açıklamış yine. Fenerbahçe 1 sıra yükselerek 20. sıraya çıkmış. Medyamız bunu Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış gibi duyuracaktır şüphesiz. Çünkü bu listede yükselmek çok zor bir şeydir. Dünya devi Colo Colo Santiago 'nun 13. olduğu, yenilmez armada América Ciudad de México'nun 16. sırada olduğu bir listede 20. olmak büyük başarıdır ne de olsa.

Galatasaray
Avrupa'da 5 yediği, lig sonuncusuna kendi sahasında yenildiği bir ayda 12 sıra birden yükselmiş. Anlayan beri gelsin. Beşiktaş da 7 sıra gerilemiş.

1. Chelsea 279
2. AC Milan 278
3. Sevilla 276
4. Manchester United 274
5. Boca Juniors 252
6. AS Roma 240
7. Barcelona 236
8. İnter 229
9. Liverpool 225
10. Arsenal 223
11. Santos 219
12. Hamburger SV 218
13. Colo Colo Santiago 217
14. Werder Bremen 210
15. Atlético de Madrid 206
16. América Ciudad de México 204
17. Bayern Münih 203
18. Audax Italiano Santiago 196
19. Villarreal 196
20. FENERBAHÇE 195
31. BEŞİKTAŞ 177
52. GALATASARAY 149
318. SİVASSPOR 64
325. TRABZONSPOR 64

Hakan Şükür tipi çağdaş forvet



John Carew İngiltere'de çok mutlu olduğunu, kulübü isterse 2010'da bitecek sözleşmesini de seve seve uzatacağını söylemiş. Nasıl mutlu olmasın? Takım 6. sırada, Avrupa'ya gidecekler, kendisi 9 golle takımın en golcüsü durumunda.

Beşiktaş iyi kâr etmişti yanlış hatırlamıyorsam Carew'den. Tüpçü yönetiminin ender başarılarından biridir herhalde.

Aslında bu adamın oynayacağı takım Fenerbahçe'dir Türkiye'de. Ömer Üründül terminolojisiyle "Hakan Şükür tipi çağdaş forvet" olmasının yani uzun olması ve iyi top saklayabilmesinin yanında, öldürücü de bir dribling özelliği vardır Carew'in. Tam tek forvetli sistem oyuncusudur. Fotomaç çok getirmeye çalıştıysa da Fener'e, yaptığı açıklamalarla İngiltere'den pek ayrılacak gibi durmuyor.

İstenmeyen Adam


Cassano efendinin gördüğü kırmızı kartın üzerine sahada hüngür hüngür ağlamasının üzerinden çok geçmemişti ki, yine duramamış hakeme saydırmış, görmüş kartını.

http://www.youtube.com/watch?v=L7HPkPuhgf4

Son gördüğü kırmızıda ağlamasının nedeni bir sonraki hafta eski takımı Roma ile maçı olması ve oynayamayacak olmasıydı. Şimdi niye ağlıyor, bilinmez. Belki de alışkanlık haline getirmiştir.

Ben bu adamı Hasan Şaş'a benzetirim biraz. Ne kadar iyi oyuncu olursa olsun, mental olarak çok zayıflardır. Sahada bir otoritenin varlığını kabul edemezler. Sürekli itiraz edip bu yüzden de kart görürler. Herhalde hocaları da bu kart görmelerini sağlayan hırslarının oyunlarına pozitif etki yaptığını düşünüyor ki, seslerini çıkarmıyor.

Ama seslerini çıkaranlar da oluyor tabii. Mauro Camoranesi, açıklama yapmış, "almayın bu adamı milli takıma, yetenekli futbolcu olabilir ama Euro 2008 kadrosunda görmek istemiyorum onu" demiş. Haksız da değil hani. 26 yaşına gelmişsin, hala hakeme itiraz ederek takımını yalnız bırakıyorsun, saha içinde ağlıyorsun. Kezman gibi kale dibindeki topları dağlara taşlara gönderdiğin bir dönemde de değilsin ki. Gayet formdasın, takımı taşıyorsun. Ne gerek var bunlara?

Beşiktaş 1-0 Galatasaray: Maçın Analizi

Dün gece, büyük bölümü pozisyon zenginliği kısır olan bir derbi izledik.

İki takım da maça temkinli başladı ve genel olarak çok iyi oynayamadı ancak Beşiktaş maç boyunca çok iyi mücadele etti. Özellikle ikinci yarı Galatasaray'a göre daha etkiliydi. Galatasaray 'da Song-Servet gibi 2 ağır adam olduğundan taktiksel açıdan Holosko'nun üzerine kurulmuş bir oyundu. Nobre'nin kaleye sırtı dönük top saklayan oyun tarzı ve rakip savunmayı bozması Holosko'nun gezici serbest santrfor olarak sürekli ileriye top taşımasına neden oldu ve Beşiktaş 'ın hücum zenginliğine kalite getirdi.


Galatasaray 'ın, özellikle Hakan Şükür oyuna girdikten sonra taktiğini savunmayı ileri çıkartarak "doldur-boşalt"a çevirmesi, Gökhan Zan-Baki Mercimek-İbrahim Kaş-İbrahim Toraman dörtlüsünün hava hakimiyeti ile Beşiktaş 'ın özellikle de Holosko ile sürekli kontraatağa çıkmasına neden oldu. Holosko yine çok etkiliydi. Ancak her ne kadar ikinci yarıda Galatasaray'a oranla daha etkili olsa da yüksek derecede pas hataları Beşiktaş 'ı zaman zaman atak geliştirmekte ciddi sıkıntıya soktu. Ertuğrul Sağlam 'ı bile çileden çıkartıp"Yeter be!" dedirttiren Baki Mercimek 'in bilinçsiz çıkarttığı toplar ise Beşiktaş'a gol tehlikesi olarak geri geldi. Baki Mercimek 'in her zamanki pas hataları dışında Beşiktaş defansı Galatasaray 'a çok fazla pozisyon vermedi ancak yıllardır sahip olduğu "son dakikalarda panikleme" hastalığı maçın son dakikalarında tekrar nüksetti.

Bana göre maçın pozisyonu ise Galatasaray 'ın kullandığı kornerde, bomboş pozisyonda vurulan kafa şutunun Rüştü 'de kalması idi.

Maçın hakemi, Beşiktaş'ın 1 metre geriden oyuncu çıkarttığı atağı ofsayt olarak keserek ve (ben içeride gördüm, emin değilim) İbrahim Kaş'ın hareketinde penaltıyı vermeyerek iki önemli hata yaptı. Çok uzun bir aradan sonra Galatasaray 'a penaltı çalınmadığını görmek ve Galatasaray'lı oyuncuların da (doğal olarak) buna itiraz etmesi ise ayrı bir ironiydi.

Mağlubiyeti hakeme bağlamak ise Beşiktaş 'a haksızlık olur.

Tebrikler Beşiktaş.

Son Mohikan



Salı akşamı Avrupa’daki son Türk takımı sahaya çıkıyor. Onun da belki son maçı olacak. Ama küçük de olsa bir skor avantajıyla çıkacak.

Sevilla başkanı Del Nido dün antrenmanı ziyaret etmiş ve taraftarı gaza getirecek açıklamayı yapmış: “Cehennemi bildiğinizi mi sanıyorsunuz? Daha Sanchez Pizjuan’ı (stadın adı) görmediniz!” Tabii arkasından kıvırtma çabaları hiç gecikmeden gelmiş: “Tabii ki taraftarımız sportmenlik çerçevesinde takımını desteklemeli. Bize İstanbul’da son derece saygılıydılar, aynı şekilde karşılık verelim.”

Maçta 2500 Fenerbahçe taraftarı olacak. 7000 bilet de henüz satılmamış. Üstelik başkan bile “Sevilla tarihinin en önemli maçı” derken boş yer bulunması garip. Adamlar finallere o kadar alıştılar ki 2. tur falan kesmiyor olsa gerek!

Sevilla’nın bu stadda Avrupa kupalarında Alkmaar’dan başka takıma yenilmediğini de es geçmemek lazım.

Maça gelirsek; Fenerbahçe’nin turu geçmesi için tek şansı topu ayağında tutmak. Yani Inter maçında yaptığını aynı şekilde uygulaması gerek. İlk Sevilla maçında galibiyet gelse de, defanstan çıkarken yapılan pas hataları yüzünden bir sürü pozisyon hediye edilmişti Fabiano ve Kanoute’ye. 3-2’lik skor yanıltmasın, 4-5 yiyebilirdi Fenerbahçe. Eğer aynı hatalar yapılırsa, bu sefer affetmeyeceklerdir. Bu konuda en büyük iş Selçuk’a düşüyor. Galatasaray maçındaki gibi oynayıp (Hakan Şükür ayağından top alıp, gitmişti, düşünün...), 3-4 sezon önceki halini izletirse tura şimdiden elveda diyebiliriz.

Bu maçlarda oynaması gereken isim topu oyuna çok daha akıllıca sokabilen Maldonado olmalıydı. Fakat o da R. Carlos gibi, sakatlığı nedeniyle götürülmedi. Sadece Avrupa düşünerek alınan Maldonado’nun da bu maçlarda oynamaması ilginç bir anektod oldu. Umarız çeyrek finalde oynayabilir...

Alex’ten bahsetmeye gerek yok artık. Oynamazsa Fenerbahçe zaten kazanamaz. Fakat burada daha önemli bir oyuncu tercihi var ki, o da Kezman. Fenerbahçe’nin şiddetle bu maçta ayağında top tutmaya, hatta mümkünse bu topu rakip yarı sahada tutmaya ihtiyacı varken ve bu işi çok iyi yapan bir Semih dururken, ayağına geldiğinde topun zıplayıp hoplamaya başladığı ve rüzgar estiğinde yerlere kapaklanan bir Kezman yanlış bir tercih olacaktır şüphesiz. Ama kim oynayacak derseniz, Kezman’ın oynayacağını futbolla ilgilenmeyen adam bile biliyor. Zico bu konularda çok zor değişiyor, radikal değişiklikler yapamıyor.

Deivid, Uğur Boral, Gökhan Gönül, Vederson. Bu dörtlü topu ayağına alıp rakip yarı sahaya götürebilen oyuncular (açıkçası içlerindeki en zayıf halka Vederson, ki Fenerbahçe’de oynayacak kalitede olduğunu da düşünmüyorum. O başka bir yazının konusu.). Uğur her ne kadar savruk yapsa da, her maç bu işi yapıyor bir şekilde. Deivid ise garip bir futbolcu. 60 dakika ayağına top gelmez, sonra son 30 dakika sahanın en iyisi olur. Zico da bu yüzden çıkaramıyor olsa gerek. İleriye taşıdığı toplar önemli olsa da, en azından top rakipteyken Gökhan’a yardıma gelmeli. O kanat bomboş olunca Aurelio veya Selçuk yardıma gelmek zorunda kalıyor, bu sefer orta açık veriyor. Tabii bu sıralarda Deivid’in nerede olduğunu bilen olmuyor. Muhtemelen kankası Zico’yla kulübede muhabbet ediyordur...

Fenerbahçe oyunu daha çok sahasında kabul edeceği için Lugano ile Edu’nun en sevdiği oyun tarzına gebe bir maç olacağını söyleyebiliriz: Dar alan savunması. Bu Fabiano ve Kanoute’nin hızıyla baş etmek için de güzel bir şans olacaktır.

Son olarak her ne kadar lig maçında iyi oynamış olsa da, 7 aydır maç yapmamış bir kaleciyi bu maça çıkarmak doğru değil. Bir hata yaptı mı, hem Serdar, hem Zico bombardımanı yer. Zaten formda ve oynayan bir Volkan var. Maceraya gerek yok. Umarız Sevilla’da Volkan’ın eski sevgililerinden biriyle çıkan yoktur.

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=500847

FB

Fenerbahçe'ye Sevilla karşısında Çeyrek Final yolunda başarılar...